|
I.
GÖRÜŞLER & TEKNİK RAPORLAR
1.
GÜNDEMDEKİ YASA VE YASA TASARILARINA İLİŞKİN ŞUBEMİZ GÖRÜŞLERİ
1.1.
Yerel Yönetimler Reform Taslağı Üzerine Görüşler
Ülkemiz
yıllar boyunca ardı ardına gündeme getirilen yerel yönetim yasa taslaklarına
rağmen, henüz bu anlamda bir yasaya kavuşabilmiş değildir. Son günlerde gündeme
gelmiş olan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, kendi deyimleriyle “farklı
siyasi partilere mensup belediye başkanlarından oluşan bir çalışma grubu
ile birlikte” hazırlamış oldukları yeni Yerel Yönetimler Reform Taslağı
da ilgili çevrelerce tartışmaya açılmış bu taslaklardan biridir.
Yerel
Yönetimler Reform Taslağı’nın üç aşamalı olarak hazırlandığı görülmektedir.
Bunlardan birincisi, Belediyeler Kanunu Taslağı, ikincisi İl Özel İdaresi
Kanunu Taslağı ve üçüncüsü ise Belediye ve İl Özel İdaresi Gelirleri
Kanun Taslağı’dır. Bu taslaklar ayrı ayrı incelenmiş olup, aşağıda,
Belediyeler Kanun Taslağı’na yönelik görüşlerimiz sunulmaktadır. İl Özel
İdaresi Kanun Taslağı, Belediyeler Kanun Taslağı koşutunda hazırlanmış
olduğundan, aynı görüşler bu taslak için de geçerlidir.
Belediyeler
Kanunu Taslağı:
Taslak,
dört ana soru çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu sorular şöyle sıralanmaktadır:
-
Belediyeler
Kanunu Taslağı, genel çerçevesiyle kent ve kentli adına üstlenmesi
gereken tüm sorumluluk, görev, örgütlenme ve işbölümünü tam
anlamıyla karşılamakta mıdır?
-
Taslak,
bu sorumluluk, görev, örgütlenme ve işbölümünü üstlenmeyi ve sürdürmeyi
sağlayacak araçları ortaya koymakta mıdır?
-
Taslağın
çatkısı, takdim bölümünde sıkça sözü edilen “demokratik
sistem” i kurmaya yeterli olabilecek midir? Çağdaş dünya kentlerinde
uygulanan belediyecilik kavramlarını ve anlayışını gerçekleştirme ve
geliştirme yolunda bir ufuk açabilecek midir?
-
Taslak
bu haliyle gerçekten bir reform niteliği taşımakta mıdır?
Taslak,
bu soruların yanıtlarını aramak suretiyle değerlendirildiğinde, aşağıdaki
sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
-
Belediyeler
Kanunu Taslağı, genel çerçevesiyle kent ve kentli adına üstlenmesi
gereken tüm sorumluluk, görev ve işbölümünü tam anlamıyla karşılamakta
mıdır?
-
Taslak,
bu haliyle kent ve kentli adına üstlenmesi gereken tüm sorumluluk, görev,
örgütlenme ve işbölümünü karşılayacak bir çerçeveye tam anlamıyla
değil, ancak kısmen sahiptir. Bu görev ve sorumluluklar kısmen ve
çok genel olarak tanımlanmıştır; ancak bunların içinin iyi bir şekilde
doldurulması gereksinmesi bulunmaktadır. Büyükşehir ve belediye
kanunlarının tek bir taslak içinde toplanmış olması bütüncül bir
yaklaşımın temelini kurma açısından önemlidir.
-
Belediyeler,
ilk maddede genel kabul görmüş tanımlarıyla ifade edilmektedirler.
Madde gerekçesinde, yerel ihtiyaçların giderilmesinde belediyelerin belli
noktalarda hareketsiz kalmaları nedeniyle, belediyelerin sorun giderici işlem
ve eylem yapabilmelerinin mümkünatı ve gerekliliği vurgulanmaktadır;
oysa ilk maddede yapılan tanımın, eskiden bu yana benimsenmiş bir tanım
olduğu ortadadır; bu, sözkonusu tanımın sorun giderici işlem ve
eylemler için yeterli olmadığının bir kanıtı olarak algılanmalıdır.
-
Bu
anlamda, belediyelerin görev ve yetkilerinin özerklik ilkesi ile
desteklenmiş olması, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın öngörmüş
olduğu olumlu bir gelişme olarak görülebilir ve yukarıda sözü edilen
sorunu gidermede bir ipucu verebilir.
-
Madde
8’de sözü edilen yerel hizmetlerin yerel düzeyde ve gerektiğinde diğer
yerel yönetimlerle işbirliği içinde çözülmesi, işbölümü açısından
olumlu, olması gerekli, ancak yeni olmayan bir söylemdir.
-
Madde
53’te belediyelerin hizmet birimleri tanımlanmaktadır. Bu birimler içinde,
belediyelerin büyüklük ve olanaklarına bağlı olarak ve görev
kapsamları gereğince İmar ve Planlama Müdürlüklerinin ayrı müdürlükler
olarak yer alması, İmar Müdürü’nün mimar, Planlama Müdürü’nün
şehir plancısı olması gerekmektedir.
-
Belediyelerin
görevlerinin tanımlandığı Madde 12 yürürlükte olan Belediye
Kanunu ile karşılaştırıldığında, olumlu maddelerin taslağa girdiği,
bazı çok önemli maddelerin ise taslakta yer almadığı görülmektedir.
Örneğin aynı maddenin “g” bendiyle afet durumlarına hazırlık amacıyla
acil durum planları hazırlama konusunda yükümlülük verilmesi, “i”
bendiyle yerel düzeyde tarihi, kültürel ve doğal varlıkların ve çevrenin
korunması, kirliliğin önlenmesi, “l” bendiyle altyapılı arsa üretmesi
gibi konularda sorumlu kılınması çok önemli ve gecikmiş gelişmelerdir.
Ancak bunun yanında önemli bazı sorun noktaları da bulunmaktadır. Örneğin
taslağın yine “l” bendinde belediyenin öncelikle dar gelirli
vatandaş için konut üretmesinden söz edilmektedir. Oysa yürürlükteki
kanunun”68”inci maddesinde “ucuz konut” yapımından söz
edilmektedir ki bu ifade çok daha anlamlıdır. Çağdaş ülkelerin
belediye yasalarında da daima “affordable housing” kavramı yer
almaktadır. Bu kavram, halkın paraca ulaşabileceği, satın alabileceği,
kiralayabileceği güçteki konutları ifade eder. “Sosyal konut” bir
anlamda bu içeriği karşılayan bir kavramdır. Öyleyse belediyenin görevi
konut yapmak değil, ucuz konut ve / veya sosyal konut yapmak olmalıdır.
Altyapılı arsa üretimi görevi olumlu bir gelişme olmakla birlikte,
vatandaşın ulaşabileceği arsa ölçeğini tanımlamamaktadır. Vatandaşın
konut sorununu çözmede en önemli bir adımlardan biri, küçük arsa üretimidir.
Bu bağlamda, belediyenin öncelikli görevlerinden biri, altyapılı, ucuz
ve küçük arsa üretmek olmalıdır. Bu madde ile ilgili önemli aksaklıklardan
biri de, konut ihtiyacının çözümünde yeni yerleşim yerleri planlamasını
bir araç olarak ortaya koymasıdır. Oysa ki son yıllarda yoğun olarak gündeme
gelen ve gerekliliği giderek daha yoğun olarak hissedilen kentsel dönüşümü
gerçekleştirmede mevcut kentsel alanların yeniden üretimi,
rehabilitasyonu gibi konular doğrudan belediyelerin yetki ve sorumluluğunda
olması gereken konulardır. Bu nedenle, taslağın “l” bendine yeni
alanların üretiminin yanı sıra, sağlıksız, yasadışı konut stoğu
ile tarihi kent mekanlarının rehabilitasyonu konusunda görevler
verilmelidir.
-
Aynı
şekilde, büyükşehir belediyelerinin görevlerinin tanımlandığı madde
75’in “g” bendinde “imarlı ve altyapılı arsa üretmek, satmak”
ifadesi yer almaktadır. Büyükşehir belediyesinin görevi yalnızca arsa
üretip satmak olmamalıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi, büyükşehir
belediyesi ucuz ve erişilebilir ölçekte arsa üretip satmıyorsa, konut
sorununu çözmeye yönelik bir adım atmış sayılamaz; yalnızca büyük
sitelere, sanayiye, vb. işlevlere yönelik ticari bir tavır
sergiler. Aynı bendde sözedilen “toplu konut” ifadesi ise, “sosyal
konut” olarak değiştirildiği takdirde anlam kazanır ve dar ve sabit
gelirli nüfusa hizmet etmesi o zaman anlaşılır.Yine aynı bendde yeralan
“mesken politikaları üretmek” ise önemli bir gelişme olarak dikkat
çekmektedir.
-
Bunun
yanında, önemli bir eksiklik olarak, 12. maddenin “a” bendinde sözü
edilen ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçları giderme hedefine ulaşmak
açısından somut bir gösterge olarak, belediyelere, yerel anlamda sosyal
ve ekonomik programlarını oluşturmaları yükümlülüğü verilmelidir.
Uluslararası deneyimler, bu ihtiyaçların giderilmesinin, ancak bu
programlar çerçevesinde mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır.
-
Taslağın
belediyelerin organları konusunda bir yenilik getirmemiş olması, söz
konusu taslağın görev, sorumluluk ve işbölümü açısından
kendisinden beklenen misyonu karşılamamasında temel eksikliklerden
biridir. Meclisin ve encümenin oluşum ve işleyişinde hemen hiçbir değişiklik
öngörülmemektedir. Bu da, mevcut işleyişte süregelen önemli bir sıkıntının
devamının kabullenildiğini ortaya koymaktadır. Bu sıkıntı şöyle
ifade edilebilir: Genel karar ve denetim organı olarak ifade edilen
belediye meclisi, eskiden olduğu gibi halk tarafından seçimle işbaşına
getirilmektedir. Encümen ise, belediyenin kendi içinde seçilenlerden oluşmaktadır.
Buna karşın, halkın doğrudan seçtiği meclis, yılda üç kere
(taslakta en az üç olarak düzenlenmiştir) toplanmaktadır. Encümen ise
haftalık olarak toplanan ve yürütme kurulu görevi gören bir organdır.
Halkın seçimiyle işbaşına gelen meclisin daha aktif hale getirilmesi,
belediyenin icraatlarında çok daha etkin, hassas ve duyarlı olmasını sağlayacaktır.
-
Büyükşehir
belediyelerinin görevleri tanımlanırken gösterilen gerekçede
belediyelerin yapabilecekleri ve yapması gereken işlerin, büyükşehir
belediyesinin görevleri içinden çekip ayrıldığı belirtilmektedir. Bu,
görevlerin tanımlanması ve paylaşımı açısından netlik sağlaması açısından
doğru bir yaklaşımdır.
-
Büyükşehir
belediyelerinin görevleri arasında, Madde 75’in “j” bendinde “şehir kültür ve tabiat varlıkları koruma kurulları oluşturmak, kültür
ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun ve şehir tarihi bakımından önem
taşıyan mekanların ve işlevlerinin korunmasını sağlamak ve sağlattırmak”
sayılmaktadır. Madde 90 taslakta yer almamış olsaydı, bu bendin öneminden
ve gerekliliğinden, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları’nın
büyükşehir belediyeleri ile aralarında süregelen aksaklıklardan ve bu
sorunların, bürokrasinin kültür varlıkları üzerindeki olumsuz
etkilerinden söz etmek son derece yerinde olurdu. Ancak 2. soru kapsamında
değerlendirilecek olan madde 90 nedeniyle bu olumlu eleştiriyi getirmek mümkün
olamayacaktır.
-
Genel
çerçevesiyle taslağın örgütlenme, işbölümü gibi konularda son
derece kamucu, ancak mali konularda özel sektör anlayışıyla çalışan
bir yapıyla donatılmış olduğu dikkat çekmektedir. Bu yapının tartışmaya
açılması mümkündür. Olumlu ve olumsuz yanları mevcuttur. Bu nedenle
de etraflıca tartışılmadan karara bağlanması sakıncalıdır.
-
Taslak,
bu sorumluluk, görev ve işbölümünü üstlenmeyi ve sürdürmeyi sağlayacak
araçları, model ve yöntemleri ortaya koymakta mıdır?
-
1.
soruda kalınan noktadan devam etmek amacıyla, öncelikle Madde 90 değerlendirilecektir.
Madde 90 ile varsa büyükşehir, yoksa il merkez belediyeleri bünyesinde
il koruma kurulları oluşturulması ve bu kurulların, bugün görevlerini
2863 sayılı kanun çerçevesinde sürdüren Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulları’nın yerine geçmesi hedeflenmektedir. Madde 90 bu
noktada bırakılmakla birlikte, kurullarla ilgili hususların, ilgili
kanunda yapılacak değişiklikle ayrıntılı biçimde düzenleneceği
belirtilmektedir. Bu ayrıntılı düzenlemenin ipuçlarını taslağın bir
önceki halinde bulmak mümkündür. Bir önceki taslağın 113’üncü
maddesinde “kültür ve tabiat varlıklarını koruma yüksek kurulu ile
il koruma kurullarının kuruluş, görev ve çalışma şekli” tanımlanmakta,
Madde 114’te il koruma kurullarının yetki ve görevleri yer almakta ve
Madde 115’te “koruma kurullarının oluşumu ve çalışma şekli” açıklanmaktadır.
Bu maddeye bakıldığında, kurulun hemen hemen tümünün belediye başkanı
ya da meclisince, kendi üyeleri arasından seçilen kişilerden oluştuğu
görülmektedir. Yalnızca meslek odası olarak Mimarlar Odası’nın kendi
üyeleri arasından görevlendireceği bir kişi de kurulda yer alacaktır.
Bu model, son taslakta yer almamış olsa da arzulanan modeldir. Ancak, bu
model, ülkenin her bir parçasında, her ilde farklı, son derece öznel
bir koruma anlayışını, belki de korumama anlayışını ortaya koyacaktır.
Belediyeler, alt kademesinden en üst kademesine kadar, hiç kuşkusuz
koruma uygulamalarının içinde yer almalıdır. Ancak bu model, sistemi
iyileştirmek yerine, parçacıl ve öznel uygulamalar doğuracak ve sonuçta
kültür varlıklarının daha da tükenmesine yol açacaktır. Bu nedenle,
Taslağın en riskli, en kabul edilemez maddesi bu maddedir.
-
Taslakta
belediyelerin görevleri arasında sayılan imar planlarını yapma yetkisi,
Büyükşehir belediyelerinin görevleri sıralanırken,” ilçe ve belde
belediyeleri tarafından kabul edilen 1/5000 ölçekli nazım imar planlarını
onaylamak”tan söz edilmektedir. Daha önceden büyükşehir
belediyelerinde bulunan bu yetkinin, taslakta ilçe ve belde belediyelerine
devredildiği anlaşılmaktadır. Bünyelerinde şehir plancı bulunan
belediye sayısının azlığı ve belediyeleri olanakları göz önüne alındığında,
bunun ne derece uygulanabilir olduğu tartışılabilir. Metropollerin bütüncül
planlanması açısından sıkıntılar oluşması da mümkündür. Bu
nedenle, 1/5000 ve 1/1000 planların hızlı ve sistemli bir şekilde
uygulanabileceği bir model oluşturulmalıdır. Taslak, bu uygulamayı işler
hale getirecek araçları ortaya koymamıştır. Buna karşılık, 1/25000
ölçekli planların büyükşehir belediyelerine verilmiş olması son
derece olumlu bir yaklaşımdır. Böylelikle belediyeler ve büyükşehir
belediyeleri arasında planlamanın eşgüdümünün sağlanması mümkün
olabilecektir.
-
12.
maddenin ”l” bendinde sözü edilen konut ve arsa üretimini gerçekleştirmek
için gerekli araçlar belirtilmemiş, üstelik görevlerin en sonunda
“belediye bu işleri mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde
yerine getirir” denmiştir. Bu ifade, yapılacak işleri sürüncemede bırakmaya,
hatta çıkmaza sokmaya neden olmaktadır. Oysa yürürlükteki kanunun 65.
maddesinde belediyelere inşaat malzemesi fabrikası kurma yetkisi,
70. maddesinde ise şehir bankaları açma yetkisi verilmiştir. Bugün hiçbir
belediye bu yetkilerini kullanmamaktadır. Taslakta da bu hükümler yer
almamaktadır. Bu maddeler birlikte değerlendirildiğinde vatandaşın
konut sorununu çözmede gerekli olan yöntem ortaya çıkmaktadır:
Belediye kendi inşaat malzemesini kendi fabrikasında üretecek, bu
malzemeyle ucuz konut inşa edecek ya da mevcut konutların ıslahını sağlayacak,
kendi şehir bankasını kurarak vatandaşa düşük faizlerle konut kredisi
verecek ve konut sahibi olmalarını sağlayacaktır. Bu modelin işlemesi için
inşaat fabrikası ve şehir bankası kurma yetkilerinin taslakta yer
almaması sistemin işlerliğine engel olan, yani araç üretmek yerine
mevcut araçları ortadan kaldıran bir düzenlemedir.
-
Taslağın
62. maddesinde sözü edilen “fahri kent müfettişliği”, kentsel
hizmetlerin gerektiği gibi işlemesi konusunda belediyelere yardımcı
olmak üzere getirilmiş bir düzenlemedir ve sistemin düzenli işlemesi
konusunda etkin bir araç olarak değerlendirilebilir. Ancak en az 3000 kişi
için 1 kent müfettişi kriterinin, sisteme katkısı tartışılabilir.
Ortalama 5000 nüfuslu bir belediyede yalnızca bir tek kent müfettişi
bulunması, sistemin etkin bir şekilde işlemesinde yetersiz kalacaktır.
-
Belediyelerin
görevleri arasında dar gelirli vatandaş için konut yapma sayılmış
olmasına rağmen, Madde 65’te belediye giderleri sıralanırken bu
konutların yapımı için gereken kaynağa, yani konut yapmanın aracı
olan parasal kaynağa değinilmemektedir. Böylelikle giderleri arasında
sayılmayan bir eyleme kaynak ayrılamayacak ve konut yapımı hedefi, henüz
işin başında ortadan kalkmış olacaktır. Oysa ki konut üretimi öngörülüyorsa,
bu üretimi gerçekleştirecek ekonomik ev teknik araçların ortaya konması
gereklidir; ancak Taslak’ta bu görülmemektedir.
-
Belediye
kurmak için gerekli nüfusun, Madde 9 ile 2000’den 5000’e çıkartılmış
olması planlı gelişimi kontrol altında tutmada ve kamu hizmetlerinde
verimliliği sağlamada önemli bir araç olarak görülebilir.
Bununla birlikte, aynı madde, bir beldenin bazı kısımlarının ayrılarak
ayrı bir belde haline gelmesine de olanak tanımaktadır. Böylelikle, bir
yandan denetim, planlı gelişme, kontrollü büyüme, kamu hizmetlerinde
verimlilik gibi esaslar benimsenirken, diğer yandan belde belediyelerinin
çoğalmasına göz yumulmakta ve çelişkiler, tutarsızlıklar ortaya çıkmaktadır.
Bu
madde ile ilgili olarak tartışılması gereken esas mesele ise, belediye
olmanın ölçütleri meselesidir. Bir yerleşmenin belediye olması için
gerekli tek ölçüt nüfus olmamalıdır. Nüfus ölçütünün yanı sıra,
yerleşmenin kendi özgün nitelikleri, karakteri, içinde barındırdığı
potansiyel, kentsel gelişme eğilimi, üretim nitelikleri gibi ölçütlerin
bir arada değerlendirilmesi, sağlıklı bir belediye oluşumu açısından önem
taşımaktadır.
-
Madde
87 ile önerilen büyükşehir koordinasyon kurullarının oluşturulması,
büyükşehir ile ilçe ve belde belediyeleri arasında koordinasyon, bilgi
akışı sağlanması açısından çok önemli bir model olarak kabul
edilmelidir.
-
Madde
111 ile Hazineye ait ara ve arazilerin belediyeye devri öngörülmektedir.
Rasyonel, verimli ve etkin bir kullanımın gerçekleştirilmesi, bu
arsaların ve arazilerin denetiminin belediyece sağlanması açısından bu
önemli bir potansiyele sahiptir. Bununla birlikte, devredilen Hazine arsa
ve arazileri için, kent planları ile uyumlu politikalar geliştirilmesi
zorunluluğu söz konusudur.
-
Taslağın
çatkısı, takdim bölümünde sıkça sözü edilen “demokratik
sistem”i kurmaya yeterli olabilecek midir? Çağdaş dünya kentlerinde
uygulanan belediyecilik kavramlarını ve anlayışını gerçekleştirme ve
geliştirme yolunda bir ufuk açabilecek midir?
-
Taslak
bu haliyle arzulanan demokratik sistemi sağlamada yeterli olamamaktadır.
Örneğin Madde 5 ve 6’da halkın bilgi alma ve belediyenin bilgi verme
hakkından söz edilmektedir. Ancak bu hakkın, işlemin hangi aşamasında
kullanılacağı belirtilmemektedir. Oysa demokratik bir işleyiş yapısı
içinde önemli olan, belediyenin eylem ve işlemleri öncesinde bu hakkın
kullanılmasıdır. Bitmiş bir iş karşısında alınan bilginin, süreci
yönlendirmede herhangi bir etkisi ve katkısı olamayacağı açıktır.
Bunun yanında, “ilgili olmak kaydıyla” bilgi alınabileceğinin
vurgulanması da “ilgi”den ne anlaşıldığı konusunda bir soru işareti
uyandırmaktadır. Eğer kişisel menfaati bulunmadığı sürece vatandaşa
bilgi verilmeyecek ise, kamu yararı amacıyla bilgi almak isteyen sivil
toplum kuruluşları, meslek odaları, vb. kurum ve kuruluşlar ile, aynı
amaçla bilgi almak isteyen, ancak kişisel menfaati olmayan herhangi bir
vatandaşa bilgi verilmemesi mümkün kılınmaktadır.
-
Belediye
hakları, yetkileri ve imtiyazlarının belirtildiği Madde 13’te,
belediyenin konuyla ilgili diğer kamu kuruluşları, gönüllü kuruluşlar,
diğer yerel yönetimler ve yerel yönetim birlikleri, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları, kamuya yararlı vakıf ve dernekler ile ortak hizmet
projeleri geliştirilip uygulanabileceğinden söz edilmektedir ki bu da
demokratik bir yerinden yönetimin temel ilkelerinden biridir. Aynı şekilde,
Madde 63’te belirtilen ve yerel sorunların tespitini sağlamak amacıyla
kurulması öngörülen çocuk meclisi, özürlüler (“engelliler”
ifadesinin kullanılması daha uygun olacaktır) meclisi gibi danışma
kurulları oluşturulması da demokratik bir kent yönetim sisteminin
gereklerindendir.
-
Madde
61’de sözü edilen kent müfettişliği için 40 yaş kriteri getirilmiş
olması demokratik bir yaklaşım değildir. Böyle bir araç öneriliyorsa,
kent müfettişi olma yaşı, seçmen olma yaşı ile eş tutulmalıdır.
Kent ve ülke yöneticilerini seçme yaşına gelmiş bir vatandaşın, kent
müfettişliğini yapmaya muktedir olmadığını düşünmek kabul
edilebilir bir anlayış değildir.
-
Taslağın
en önemli eksikliklerinden biri, çağdaş kent uygulamalarıyla bağdaşmayacak
bir uygulama olarak, büyükşehir belediye sınırları içinde belde
belediyelerinin devamını öngörüyor olmasıdır. Her ne kadar madde 74
ile büyükşehir belediyesi sınırları içinde bulunan ya da ortak sınırı
bulunan belde (köyler için de bu durum geçerlidir) belediyelerinin büyükşehir
sınırları içinde sayıldığı belirtilmiş olsa da, bu düzenleme
yeterli değildir. Planlı ve denetimli bir kentsel gelişmenin sağlanmasında,
belde belediyesi gibi bir oluşumun yeri olmamalıdır.
-
Madde
72 ile mücavir alan uygulanmasından vazgeçilerek belediye yetki sınırlarının
belirlenmesi, uygulamada, planlı, programlı, etkin ve uyum içinde yürütülecek
belediye hizmetlerinin gerçekleşmesi, sağlıklı ve düzenli kentleşmenin
sağlanması, çağdaş yaşam standartlarının sağlanması ve yaşam
kalitesinin yükseltilmesi açısından önemli bir karardır.
-
Madde
87’de öngörülen büyükşehir koordinasyon kurullarında, katılanların
çoğunluğu ile karar alınması, demokratik kent yönetimi açısından
son derece olumlu bir gelişmedir. Bununla birlikte siyasi gruplaşmaların
ve siyasi ağırlığın karar alma sürecini ne şekilde etkileyeceği de
dikkate alınmak durumundadır.
-
Mahalle
yönetimini açıklayan 9. bölümün 109. maddesinde belediye başkanlarının
en az üç ayda bir mahalle muhtarlarını toplantıya çağırması ve
mahallenin sorunlarını ve muhtarların görüşlerini dinlemesi,
demokratik kent yönetimi açısından önemli bir gelişmedir. Ancak
muhtarların yerel kararların alınmasına yönelik öneriler taslakta yer
almamıştır. Demokratik ve çağdaş bir yönetim için yerel yönetimin
temel taşı olan muhtarların etkin bir kent yöneticisi sıfatına kavuşturulmaları
zorunludur.
-
Taslak
bu haliyle belediyecilik alanında gerçekten bir reform niteliği taşımakta
mıdır?
-
Birkaç
önemli düzenleme hariç taslak bu haliyle bir reform niteliği taşımamaktadır.
Bu birkaç düzenleme de taslağı reform olarak tanımlamada yetersiz
kalmaktadır. Yine de bunlardan sözetmek yerinde olacaktır. Örneğin
Madde 73’te İstanbul için Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il sınırları
ile örtüştürülmüş olması, yıllardır dile getirilen bir sorunu çözümleyecektir.
Bunun gerçekleşmesi durumunda İstanbul’da denetimsiz alan kalmayacaktır.
-
Bir
başka önemli madde, 9. maddedir. Su toplama havzalarında yeni belediye
kurulmayacağına ilişkin bu maddenin, belediye olan beldelerde hızlı bir
yapılaşma sürecinin başladığı, yapı ve nüfus yoğunluğu ile
birlikte tüm çevre sorunlarının arttığı düşünülürse, olumlu
getirilere sahip olduğu kabul edilmelidir.İstanbul gibi su toplama
havzalarında yapılaşmanın son derece yüksek olduğu yerlerde, bu madde
yapılaşmayı önemli ölçüde denetleyip kısıtlayacak bir içerik taşımaktadır.
-
Meclis
üyelerinin haklarını tanımlayan Madde 26’nın gerekçesinde belediye
meclisi üyeliğine kamu görevlilerinin de katılması düşüncesi
vurgulanmaktadır. Bu düşünceyi önemli bir gelişme olarak nitelendirmek
gerekir. Özel sektörde çalışanların yanısıra kamu görevlilerinin
mecliste yer alması, meclisten çıkacak olan kamu yararına kararları yönlendirmede
ve teşvik etmede önemli rol oynayacaktır. Kamu görevlilerinin formasyon
olarak konuya yakın kesimlerden olması koşulunun aranması, bu
durumu destekleyici bir nokta olacaktır.
|