1.2. Planlamada Koruma Yaklaşımı Ve Sürdürülebilirlik
Dr. P. Pınar Özden
İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi 2. Başkanı
8 Aralık 2004 tarihinde Haliç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde, Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması ve Yaşatılması Paneli'ne Şube II. Başkanımız Dr. Pınar ÖZDEN konuşmacı olarak katılmıştır. Öğr. Gör. Turna Giritlioğlunun yönettiği Panele katılan diğer konuşmacılar, Maltepe Üniversitesinden Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu, Haliç üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Halil Onur, Dolmabahçe Sarayı müdürü Dr. Erdal Eren, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'tır. Şube II. Başkanımız Dr. Pınar Özden'in Panel'de Odamız adına sunduğu “Planlamada Koruma Yaklaşımı ve Sürdürülebilirlik” başlıklı bildirisi aşağıda yer almaktadır.
Ülkemiz, tarihi doku açısından son derece zengin bir yapıya sahiptir. Özellikle de eski kent merkezleri ve geleneksel mahalleler, sivil kültür mirasımızın en güzel örneklerini içlerinde barındırmaktadırlar. Bununla birlikte, yıllar boyunca, tarihi dokunun en yoğun olduğu bölgelerden olan kent merkezleri, en kötü kullanımlara maruz kalmış, ticaret ya da küçük sanatlar için inşa olunmuş geleneksel çarşılar giderek işlev değiştirmiş, depolamanın yaygınlaşması, imalat sektörünün bu alanlara yerleşmesiyle köhne kent merkezleri ortaya çıkmıştır. Bu merkezlerde yaşam ve çalışma koşulları son derece düşük standartlarda sürmektedir; tarihi yapılar, zaman içinde değişen işlevlere bağlı olarak deforme edilmiştir ve birçoğunun sağlığa aykırı koşullar içerdiği bilinmektedir.
Aynı şekilde, eski kent parçalarının, geleneksel mahallelerin giderek kimliksizleşmesi, korunamaması ve zamanla köhnemeye terkedilmesi, ülkemizde sıklıkla rastlanan bir durumdur. Eski sakinlerinin giderek yok olması ya da korunamadığı için cazibesini kaybeden alanı terketmesiyle boşalan konutlar, yeni bir kullanıcı grup tarafından ele geçirilmektedir.
Kentsel koruma, ülkemizde son 30 yıllık bir zaman diliminde belki de en fazla gözardı edilen uğraş alanlarından biridir. 1970'li yıllarda dünyada olduğu kadar, ülkenin planlama gündeminde de önemli ölçüde yer bulan, ilkeleri ve boyutlarıyla geniş kapsamlı bir şekilde tartışılan kentsel koruma, 1980'lerle birlikte, kent üzerinde egemen başka unsurların öne çıkmasıyla geri plana itilmiştir. Ülkemizde, yasadışı yapılaşma ve imar afları 1980'lerin öne çıkan planlama tartışmalarıyken, 1990'larla birlikte bu argümanların yerini küreselleşme söylemleri almıştır. Küreselleşmenin kent mekanı üzerine olan etkileri, yeni yaşam biçimlerinin gerekli kıldığı lüks site alanları, çeperlerdeki gelişimler ve afetler 1990'larda planlamanın yeni uğraş alanları haline gelmiştir. 2000'li yıllarla birlikte ise, kentsel dönüşüm, diğer söylemlerin yerini almış; dönüşüm, çıkış noktasını öncelikle deprem unsuruna odaklamıştır. Bu zaman dilimi içinde, kentsel koruma geri planda ve bırakılan noktada sırasını beklemeye devam etmektedir. Dönüşüm kavramının daha derin ve kapsamlı bir şekilde irdelenmeye başlamasıyla birlikte, tarihi kentsel alanların dönüşümü de yeniden gündeme taşınmıştır. Yine önemli bir gelişme olarak, 14.7.2004 tarihinde, 5226 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” kabul olunmuştur. Yakın zamanlara denk düşen bu gelişmeler, kentsel korumanın yeniden, yeni bir bakış açısı ve yaklaşımla ele alınmasını gerekli kılmaktadır.
Dayanaklar:
Geldiğimiz noktada elimizde (uluslararası ve ulusal ölçekte) neler olduğuna bir bakmak gerekmektedir: Öncelikle, bazı uluslararası anlaşmalar sözkonusudur . 1972 tarihli ”Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme”nin dördüncü maddesi ile taraf ülkelere, kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması ve bu amaç doğrultusunda ülke kaynaklarının sonuna kadar kullanılması yükümlülükleri verilmiştir (Ed: Kalelioğlu ve Özkan, 2000) . 1975 tarihli Amsterdam Deklarasyonu ile bütünleşmiş koruma üzerinde durulmuş; çevre ölçeğinde korumanın genel ilkeleri belirlenmiştir (Amsterdam Declaration, 1975) . 1985 tarihinde gerçekleştirilen ve Granada Anlaşması olarak da bilinen ”Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi” ile Avrupa mimari mirasının ortak bir miras olarak kabul edildiği, bu mirası korumak üzere ortak politikalar benimsenmesi gerektiği belirtilmiştir. 1987 tarihli “ Tarihi Şehirlerin ve Kentsel Alanların Korunması İçin ICOMOS Bildirgesi ” bir diğer önemli oluşumdur. Sözkonusu Bildirge, tarihi çevreyi koruma ilkeleri ve koruma anlayışına getirdiği yenilikler ile sürdürülebilir kentler yaratılmasına önemli katkılarda bulunmuştur (ICOMOS, 1987).
1992 tarihinde Avrupa Konseyi'ne bağlı Avrupa Yerel ve Bölgesel Yetkililer Sürekli Toplantısı'nda kabul edilen “ Avrupa Kentsel Şartı ” , bir diğer önemli anlaşmadır (Ed: Kalelioğlu ve Özkan, 2000) . Şartın ‘'Kentlerde Mimari Miras'' başlığı taşıyan dördüncü bölümünde belirlenen ilkelerle, kentsel mirasın gelecek kuşaklara bir referans teşkil edeceği, bu mirasın korunması ve sürdürülmesinde yerel yönetimlere büyük görevler düştüğü ve korumada kentsel ekonomik canlanmanın da büyük rolü bulunduğu önemle vurgulanmaktadır. Tarihsel süreç içinde sürdürülebilir şehirlerin oluşturulmasında en önemli adımlardan biri, belki de en önemlisi, Rio Zirvesi kararları doğrultusunda, 1994 tarihinde kabul olunan Aalburg Sözleşmesi'dir (Charter of European Cities and Towns Towards Sustainability-The Aalburg Charter, 1994) . Bu sözleşme ile, Avrupa şehirlerinin, geleneğin, kültürün ve kültürel mirasın bekçileri olduğu, bu mirası korumak, kollamak, geleceğe aktarmak konusunda sorumluluk taşıdıkları, bu amaçla yerel yönetimlere de önemli görevler düştüğü kabul edilmiştir.
1993 tarihinde çevre gündeminin genişlediğinin farkına varan Avrupa komisyonu, 1993-1996 tarihleri arasında kendi bünyesindeki uzmanlık grubunca, Sürdürülebilir Şehirler projesinin ilk etabını oluşturmuştur. Çevre gündeminin genişlediğini farkeden Avrupa Komisyonu Uzmanlık Grubu tarafından, 1993- 1996 tarihlerinde hazırlanan Sürdürülebilir Şehirler Raporu, (European Commission, 1996) sürdürülebilirliğin içeriğinin şehirsel alanlara uyarlanması üzerinde yoğunlaşmıştır. Avrupa şehirsel yerleşmelerinde sürdürülebilirlik üzerine düşünmenin gelişimine katkıda bulunmak, raporun temel amaçları arasında ilk sırada gelmektedir.
25-27 Nisan 2000 tarihlerinde Rio de Janerio'da gerçekleştirilen Birinci Uluslararası Şehirsel Yeniden Oluşum ve Sürdürülebilirlik Konferansı (First International Conference on Urban Regeneration and Sustainability, 2000) , kentsel çevrenin, ulaşımdan toplumsal soyutlanmaya ya da şehirlerde suçun önlenmesine kadar çeşitli boyutlarını gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.
Kültürel miras ve mimari konular
Planlama, gelişim ve yönetim
Yeniden yapım ve yenileşme, konferansın sürdürülebilir kentler için öngördüğü açınımlar arasında yer almaktadırlar.
. Ulusal ölçekte bakıldığında ise, 14.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren ve korumanın, planlamanın bir uğraş alanı olduğu ilkesinden hareket etmiş olan 5226 sayılı “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” eldeki temel dayanaktır. Bunun yanında, 10. 07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'na ve sırada bekleyen 5215 sayılı Belediyeler Kanununa kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik (ancak emredici olmayan) maddeler eklenmiştir.
Kentsel Korumada Yeni Yaklaşımlar:
Yapı boyutunda koruma yaklaşımının üzerine yeni bir anlayışın çok uzun bir zaman önce katıldığını biliyoruz. Geniş kapsamlı koruma anlayışını benimseyeli neredeyse 35-40 yıl geçti. Bununla birlikte, korumada sürdürülebilirlik, geçen bu zaman dilimi içinde belki de hak ettiği biçimde ve kapsamda tartışılmadı. Sürdürülebilir kentler yaratma mentalitesinin yakın zamana kadar ülkemizde hakim olmaması nedeniyle, koruma politikaları da amacının çok gerisinde kaldı; parçacıl çözümlerle sürdürülebilir kentler yaratmanın mümkün olmadığı anlaşıldığında, artık çok geç kalınmış olduğu da fark edildi. Ve belki de koruma alanlarının yeterince yaşatılamamasının temel nedenini de işte bu noktada aramak gerek.
Daha önce de belirtildiği gibi, plancılar açısından yeni gündem, kentsel koruma alanlarının sürdürülebilirliği üzerine yoğunlaşmış durumundadır. Bu yaklaşım, son dönemlerde öne çıkan kentsel dönüşüm kavramı içinde de yerini bulmakta, bir anlamda ortak ilkeler doğrultusunda gelişmekte, olgunlaşmaktadır. Korumanın sürdürülebilirliği sağlamada tek başına yeterli olmadığı, yaşayan değişen, gelişen, dönüşen kent parçalarında bu eğilimleri de dikkate alan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Kullanarak koruma, yaşatarak koruma, dönüşüme ayak uydurarak koruma, kültür mirasını geleceğe taşıyacak mesajlardır (Özden P., 2002).
Bugün artık, koruma tek başına telaffuz edilebilecek bir kavram olmaktan çıkmıştır. Tüm dünyada, koruma ve yenileme, söylemlerde ve eylemlerde bir arada yer almaktadır. Koruma tek başına sürdürülebilirliği sağlamada yetersiz kalmaktadır: geliştirme ve çağın gereklerine uygun bir şekilde koruyarak yenileme ve dönüştürme düşüncesinin benimsenmesi gerekmektedir. Bu konuda çözüm, koruma ve geliştirme çıkarlarının birleşebileceği bir orta yol bulmakta yatmaktadır (Welbank, 1987).
Bu yaklaşımdan yola çıkan plancılar, bugün tarihi kent parçalarında dönüşümü konuşmaktadır.
Kentsel koruma alanlarının dönüşümünde avantajlar şöyle sıralanabilir:
1- Tarihi yapı stoğunun yoğun olmasının, alana özgün bir hava ve cazibe katar. Bu nedenle, bu alanların yenilenerek, şehre bir prestij alanı olarak geri kazandırılması, gerek yerel yönetimlerin, gerekse özel sektörün katılımını teşvik eder.
2- Koruma mevzuatı bu yapılar için vergi muafiyetleri getirdiğinden, mal sahipleri ve kiracılar için cazip gelmekte ve yenileme uygulamasında büyük sorunlara yol açmaz.
Bu alanların dönüşümünde bazı dezavantajlar da sözkonusudur:
1- Koruma mevzuatı, korunacak yapılar için belirli koşullar getirmiştir. Yenileme alanları içinde yer alan bu tür yapılar, yenileme uygulamasının amacına ulaşmasında kimi zaman kısıtlamalara ve zorlamalara sebebiyet verebilmektedir. Bu nedenle yenileme ilkelerinin, koruma ilkeleri ile tam bir uyum ve bütünleşme içinde üst üste çakışması gerekmektedir.
2- Alanda konut ile birlikte yer alması düşünülen işlevlerin, bu tür yapıların kendi koşullarından kaynaklanan nedenlerle bu işlevlere uygun olmamaları ihtimali de söz konusudur.
Bir sınıflandırma yaparak, dönüşüme konu olacak kentsel koruma alanlarını şöyle tanımlamak mümkündür:
1- Fiziksel açıdan eskimiş, ama sosyo-ekonomik anlamda canlılığını sürdüren alanlar
Bu tür alanlar, canlılığını iki türde sürdürmektedir. Ya alanda yaşayan yerel sakinleriyle, ya da dışarıdan gelen kullanıcılarıyla. Eskimeye rağmen süren sosyo-ekonomik canlılık, alandan hoşnutluğun ve/veya alanın sakinleri / kullanıcıları tarafından benimsenmiş olduğunun bir göstergesidir. Bu alanlarda süregelen sosyo-ekonomik potansiyel, alanın kültür mirasının korunmasında ve sürdürülebilirliğinde en önemli araç olarak kabul edilmelidir. Bu alanların yaşatılmasında sakinler, kullanıcılar ve özel sektör işbirliği yeterli olacaktır.
2- Hem fiziksel açıdan eskimiş, hem de sosyo-ekonomik hayatın sönük olduğu alanlar
Fiziksel ve sosyo-ekonomik anlamda eskimenin sözkonusu olduğu alanlarda yeni bir ekonomik ya da kültürel girdinin alana enjekte edilmesi burada süregelen köhnemeyi farklı bir yöne çevirebilecektir. Bu girdi alana yönelik radikal bir işlev değişikliği olabileceği gibi, fiziksel müdahaleler de olabilir. Bu tür alanlarda özel sektörün yanı sıra, kamu desteğine büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Kamu tetikleyici olmak durumundadır.
3- Fiziksel açıdan yenilenmiş, ama sosyo-ekonomik anlamda hayatın sönük olduğu alanlar
Bunlar, yapılan bir müdahalenin başarısız olduğu alanlardır. Kullanıcıları ya da sakinlerince benimsenmemiş, bazı durumlarda (örneğin yenilendikten sonra kira ve mülk değerleri aşırı yükselmiş) terkedilmiş, boşaltılmış alanlardır. En büyük tehlike de işte bu alanlardadır. Çünkü insan unsuruyla yaşatılamayan kentsel alanların bir süre sonra yeniden çöküntü alanları haline dönüşmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, özellikle kamunun, bu tür alanlara acilen müdahale etmesi bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir.
Neler Yapılmalı?
Kentsel koruma alanlarının sürdürülebilirliğini sağlamada bazı ilkeleri göz önünde tutmak gerekiyor.
Mekansal Anlamda
Tarihi dokunun yoğun olduğu merkezlerde şu noktalar dikkate alınmalıdır (Drewe, 2000) :
- Tarihi ve kültürel açıdan belirgin özelliğe sahip alan ve yapıların restorasyonu için
özel, yüksek kaliteli yenileme standartları
- Yapıları yeni taleplere uygun hale getirecek restorasyon işlemleri
- Kamu kullanımını arttıracak trafik iyileştirmeleri ve iş olanaklarının iyileştirilmesi
- Tarihi merkezlerin, işlevsel gereksinmeleri kapsayan temel kentsel
aktivitelere entegre edilmesi
- Yerel ölçekte güveni arttırmak amacıyla çevresel standartların iyileştirilmesi
- İşi çekmek üzere turizm ve kültürel fırsatların değerlendirilmesi
Sit alanı olmamakla birlikte, tarihi ve kültürel değerleri yoğun olan konut sağlıklaştırma, iyileştirme, ayıklama gibi yöntemler öncelikle tercih edilmelidir. Esas olarak,
i. Niteliksiz ve korunmasının alan için götürüsünün getirisinden büyük olduğu tespit edilen yapı stoğunun temizlenip ayıklanması
ii. Geri kalan yapı stoğu içinde mevcut bulunan niteliksiz yapıların, alanın özgün karakteri ile uyumlu bir şekilde sağlıklaştırılarak yenilenmesi
iii. Kültür varlığı niteliği olan yapıların, çağdaş koruma ilkeleri doğrultusunda alana geri kazandırılması
iv. Yenilenen yapıların, konut fonksiyonu yanında edinecekleri diğer işlevlere karar verilmesi
v. Temizleme ve ayıklama sonrasında boşalan alanların, konut ve alanda yer alacak diğer fonksiyonları destekleyecek donatılar için ayrılması
vi. Ulaşım deseninin yeni konut dokusu açısından verimli ve rasyonel olmasının sağlanması
vii. Altyapı şebekesinin güçlendirilerek yenilenmesi
Yenileme alanının diğer alanlardan soyutlanmayıp, bütünleştirici tasarım ilkeleri benimsenmesi gibi ilkeler dikkate alınmalıdır.
Sosyal Anlamda
İnsan unsuru, kentsel koruma alanlarının sürdürülebilirliğini sağlamada temel eleman olarak kabul edilmelidir. Alandan hoşnutluk, alanı benimseme, sahiplenme gibi psikolojik faktörlerin gerek kullanıcı, gerekse yerel sakinler açısından son derece önem taşıdığı unutulmamalıdır.
Alanı, olabildiğince yerel sakiniyle koruma yaklaşımı benimsenmelidir. Ancak bunun gerçekleşemeyeceği durumlarda yeni kullanıcı türü dikkatle seçilmelidir.
Alanın kimliği son derece önemlidir. Kentsel koruma kapsamında yapılacak olan çalışmaların alanın kimliğine aykırı müdahaleler içermemesi gerekmektedir.
Ekonomik Anlamda
Kentsel koruma pahalı bir iş olabilir. Bunun için Avrupa Birliği fonları (Avrupa Birliği Tarihi Eserleri Koruma Fonu), Dünya Bankası'nın geri dönüşü uzun vadeye yayılan düşük faizli kredileri, UNESCO gibi kaynaklara başvurmak mümkündür.
Bununla birlikte, öncelikle yapılması gereken, alanın içsel potansiyelinden faydalanmak olmalıdır. Alanın kendi öz kaynaklarını kullanmak, sürüdürülebilir kentsel korumada temel faktördür.
Bu anlamda, yerel işgücünü alanın korunması ve yenilenmesi konusunda istihdam etmek, işin emek bedelinin karşılanmasında kolaylıklar sağlayabilir.
Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, alana yönelik yapılacak çalışmalara katılarak teknik destek sağlamalıdır.
Yeni yasal araçların devreye girmesi de ekonomik anlamda kolaylıklar sağlabilecektir. Yeni yasa emlak vergilerini %10 arttırmaktadır. Bu artırım yeni kaynak yaratma ve bu kaynağı koruma projeleri için kullanma konusuda katkı sağalyacaktır.Bu noktada önemli bir sorun, her ilin ancak kendi kaynağını kullanabilmesi nedeniyle, emlak vergisi toplanabilecek yapı stoku ile korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı stoku arasında bazı iller açısında dengesizlik bulunabilmesidir.
Yasal-Örgütsel Anlamda
Yasal sistem, gelişmelere açık esnek bir yapıya kavuşturulmalı, korumanın uygulama araçları geliştirilmelidir.
Çağdaş bir örgütsel sistem oluşturarak, korumaya katılım sağlanmalıdır. Batılı ülkelerdeki deneyimler, yalnızca üstyapıyı çözümlemekle alanın sürdürülebilirliğinin sağlanamadığını ortaya koymuştur. Bu nedenle katılımın örgütlenmesi önem taşımaktadır.
(Pelin Pınar ÖZDEN tarafından Council of European Municipalities, 1992 referanslı kaynaktan yararlanılarak yeniden düzenlenmiştir)
Katılımı sağlamada bir başka önemli nokta da kademeli bir katılım modeli ortaya koymaktır. Kimin, nerede, hangi noktada sürece katılacağı önceden tespit edilmelidir. Aksi takdirde verim almak son derece güç olmaktadır.
Kaynaklar:
Amsterdam Declaration , 1975. Amsterdam
Charter of European Cities and Towns Towards Sustainability (The Aalburg Charter), 1994
Council of European Municipalities, 1992. Urban Renewal Participation Experiments, Dutch Section
Drewe P., 2000. European Experiences, Urban Regeneration: A Handbook, ed. by. Roberts P. and Syke H., Sage Publications, London, 9-36
Ed: Kalelioğlu U . ve Özkan N ., 2000. Türkiye'nin Taraf Olduğu Uluslararası Çevre Sözleşmeleri, İzmir Barosu Yay., İzmir
European Commission , 1996. European Sustainable Cities, Report by the Expert Group on the Urban Environment, Italy
First International Conference on Urban Regeneration and Sustainability, 2000 . Rio de Janerio, Brazil
Özden P., 2002. Yasal ve Yönetsel Çerçevesiyle Şehir Yenileme Planlaması ve Uygulaması:
Türkiye Örneği, Doktora Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul
Welbank M., 1987. Koruma ve Geliştirme, çev: R. Bademli, Konut ve Gelişme, Birleşmiş Milletler Türk Derneği Yay. No:14, Ankara, 183-199