|
1.2. Belediye Tasarısı / Kanunu Hakkındaki Görüşlerimiz
1.2.a. Belediyeler Kanunu Tasarısı Hakkında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Görüşü, Mart 2004
Şube adına hazırlayan Dr. Pelin Pınar ÖZDEN
Başbakanlıkça hazırlanmış olan yeni Belediyeler Kanunu Tasarısı’nın, bir önceki taslakla karşılaştırıldığında, içerik açısından çok daha eksik ve sığ olduğu görülmektedir. Özellikle planlama ve planlama ile ilişkili diğer konular açısından, Tasarı’nın yeni, farklı ve reform niteliği taşıyan herhangi bir maddesi bulunmamaktadır. Maddeler gözden geçirildiğinde, şu değerlendirmeler yapılabilir:
4. madde ile belediye kurmak için gerekli nüfus miktarının 2000’den 5000’e çıkarılması olumlu bir yaklaşımdır. Böylelikle belediye hizmet ve kaynaklarını daha rantabıl, etkin ve verimli kullanmak mümkün olacaktır. Yine koruma alanlarında ve yerleşik alanı kurulu belediyelerin sınırlarına 5000 metreden daha yakın yerlerde belediye kurulamayacağı öngörülmektedir.
Belediyenin görev, yetki ve sorumluluklarının tanımlandığı üçüncü bölümde, çok önemli bir eksiklik söz konusudur; belediyelerin uygulama imar planı yapma yetkisine ilişkin herhangi bir düzenleme burada yer almamaktadır. Tasarının ikinci kısmının birinci bölümünde belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında “belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak” maddesi bulunmakla birlikte, bu planları kimin yapacağı belirlenmemiştir.
Üçüncü bölümün 14. maddesinde, belediyelerin kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun korunması, bakım ve onarımı gibi görevleri üstlenmeleri isteğe bırakılmıştır. Oysa ki belediyeler bu konularda etkin ve aktif bir rol üstlenmelidirler. Büyükşehir belediyelerinin koordinatörlüğünde, belediyelerin teknik destek ve teşvik sağlama, yol gösterme gibi konularda etkinliği sağlanmalıdır.
Tasarının 41. maddesinde “Stratejik Plan” kavramından söz edilmektedir. Stratejik plan genel içeriği itibariyle olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, stratejik planın yapılması için gerekli alt nüfus sınırının 30.000 olarak belirlenmiş olması doğru bir yaklaşım değildir. Stratejik planın yapılması için, nüfusun yanında, çevresel ve kültürel değerler, üretim, ekonomik ve sosyal yapı gibi kriterlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu maddede stratejik planın tanımı yapılmamıştır. Uzun ve orta vadeli olacağı öngörülmekle birlikte bunların süresi açık değildir. Maddede belediye başkanının mahalli idareler genel seçiminden itibaren 6 ay içinde stratejik planı yapacağından söz edilmektedir. Burada iki temel sorun bulunmaktadır: Birincisi, her belediye seçiminin ardından yeni bir stratejik planın yapılmasının sorgulanması gerekliliğidir. Eğer öngörülen durum bu ise, uzun vadeli strateji planının 5 yıl ile sınırlı olduğu ortaya çıkmaktadır. 5 yıllık bir strateji planının uzun vadeli bir plan sayılamayacağı ise ortadadır. İkinci temel sorun, maddenin -muhtemelen yanlış ifade edilişinden kaynaklanan bir sorun olarak- “strateji planını ve çalışma programını belediye başkanı hazırlar” ifadesini içermesidir. Strateji planı belediye başkanının bizzat hazırlayabileceği bir plan değildir. Bu konudaki görev ve yetkinin, açık olarak yapılan bir “strateji planı” tanımı içinde yer alması gerekmektedir.
Belediyelerin acil durum planlaması konusunda yetkilendirilmesi, tasarının önemli adımlarından biridir.
Üzerinde tartışılması gereken önemli başlıklarından biri, 68. madde ile tanımlanan “arsa ve konut üretimi” dir. Bu madde ile belediyeye, “düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi, ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla, belediye ve mücavir alan sınırları içinde özel kanunlarla korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve altyapılı arsalar üretmek, konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla arazi satın almak, kiralamak kamulaştırma yapmak, bu arsaları bireylere ve kooperatiflere satmak, takas etmek, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla işbirliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek” yetkileri verilmektedir. Bu madde, belediyelere kentsel dönüşüm konusunda önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte, içinde dönüşüm ve yenileme uygulamaları yapmak şeklinde somut ifadeler bulunmamaktadır. “Dönüşüm ve yenileme” ifadelerinin yer alması, belediyelerin bu maddede belirtildiği gibi yalnızca yeni yapı / toplu konut yapması, büyük arsa üretmesi gibi ülkenin konut politikasının temelinde yatan köklü sorunları değiştirmeye, eski ve köhne konut alanlarını, çöküntü alanlarını kamulaştırmaya ve yenilemeye olanak tanıyacaktır.
Tasarının 72. maddesinde “Kentsel gelişim alanı” tanımlanmaktadır. Büyükşehir belediyeleri ve nüfusu 100 binin üzerindeki belediyelerin, “kentin gelişimine uygun olarak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak veya kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak amacıyla” kentsel gelişimi projeleri uygulayabilecekleri belirtilmektedir. Burada sayılan amaçlara eklenmesi gereken amaçlardan biri “afet dayanıklı kentsel alanlar elde etmek”, bir diğeri de “halkın kentsel yaşam kalitesini arttırmak” olmalıdır. Bu planların stratejik planla uyumlu olması gerekliliği vurgulanmalıdır.
Aynı maddede, kentsel gelişim projelerine konu olacak alanların,
Asgari % 75’inde yapılaşma olmaması Yapılaşma olmuş ise yapıların en az % 75’inin 30 yıldan eski olması şartlarının arandığı belirtilmektedir. Kentsel gelişim alanlarının saptanması burada sıralananlara ek olarak başka kriterleri de gerektirmektedir. Bu kriterlerin, üniversite ve meslek odalarının temsilcileriyle birlikte geliştirilmesi ve kentsel gelişim alanlarının da yine aynı katılımcı anlayışla belirlenmesi daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Yine yukarıda sıralanan ölçütler arasında bulunan, ıslah planlı yerler için 30 yıl şartının getirilmiş olması da yanlış bir karardır. Islah planları ile gelişen alanların hemen hepsi -30 yıldan eski olmamakla birlikte- niteliksiz ve afetler açısından da sağlıksız yapılaşmaya konu olan alanlardır. Bu tür alanlarda farklı kriterlere ihtiyaç duyulacağı açıkça ortadadır.
Demokratik ve katılımcı olma endişesi ile tasarıya girmiş olduğu düşünülen ve 75. madde ile tanımlanan kent konseyinin oluşumuna yönelik herhangi bir bağlayıcılık, yaptırım ve zorunluluk bulunmamaktadır. Aynı şekilde, belediyenin kent konseyinin faaliyetlerini desteklemesi konusunda da herhangi bir yaptırım söz konusu değildir.
İkinci bölümün Geçici 1. maddesinde “Orman Kanunu” hükümleri gereğince orman sınırları dışına çıkarılan yerler ile “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun” hükümlerine tabi olarak Orman Bakanlığı emrine geçen yerler ile mera, yaylak ve kışla olarak hayvancılıkta kullanılabilecek yerler, kamu hizmetlerinde kullanılan veya özel mevzuatı gereğince gerçek ve kamu veya özel hukuk tüzel kişilerine tahsisli yerler hariç, 1/5000 ölçekli nazım imar planı içinde kalan hazine arazi ve arsaları, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye, büyük şehir belediye teşkilatı kurulan yerlerde 10 bin metrekarenin üzerinde olan yerler büyük şehir belediyesine bedelsiz devredilir denilmektedir. Bu arazi ve arsaların öncelikle toplu konut ve şehircilik hizmetlerinde kullanılması ve satılması halinde elde edilecek gelirin üçte birinin hazineye aktarılması öngörülmektedir. Söz konusu maddenin, uzun zaman tartışmalara neden olan hazine arazilerinin satışı ile uyum sağlamak üzere oluşturulduğu ortadadır ve kabul edilmesi mümkün olmayan bir yaklaşımı temsil etmektedir. Ayrıca İmar Kanunu Tasarısında hazine arazilerinin satılamayacağı belirtilmiştir. İmar Kanunu Tasarısı, Kamuya Ait Taşınmazlar kısmı, madde 14’de …..”arsa ve araziler belediye veya özel idare tarafından satılamaz ve imar planında öngörülen amaç dışında kullanılamaz. Kamuya ait taşınmaz mallar parsel numarası verilmek suretiyle Kamu Ortak Malları Kütüğüne tescil edilir ve bedelsiz olarak ilgili idareye geçtiği hususu belirtilir. “ denmektedir. Bu iki kanun tasarısı arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, Başbakanlıkça hazırlanmış olan yeni Belediye Kanunu Tasarısı, Avrupa Birliğine giriş sürecinde belediyelerimiz için yeni bir misyon ve vizyon üretecek düzenlemelere sahip değildir. Arzu edilen yeni belediyecilik anlayışını oturtacak temel ilkeleri içerdiğini söylemek mümkün olamamaktadır.
1.2.b. Belediyeler Kanunu Hakkında Görüşlerimiz
Yasanın teknik açıdan bazı olumsuz noktaları bulunmaktadır. Özellikle planlama ve planlama ile ilişkili diğer konular açısından, Kanun’un yeni, farklı ve reform niteliği taşıyan herhangi bir maddesinin bulunmadığı göze çarpmaktadır. Maddeler gözden geçirildiğinde şu değerlendirmeler yapılabilir:
3. maddede belediye, “idari ve mali özerliğe sahip kamu tüzel kişisi” olarak tanımlanmaktadır. Ancak kanunun bütünü ve kent yönetiminin genel hiyerarşik düzeni içinde değerlendirildiğinde, belediyelerin tümüyle özerk kurumlar olmadığı ve olamayacağı gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, tanımın, Cumhurbaşkanının Anayasal sakıncaları nedeniyle “belde ve belde halkı” ifadelerine itiraz ettiği ilk bölümünün yanı sıra, “özerklik” konulu ikinci bölümü de yeniden tartışılmalıdır.
4. madde ile belediye kurmak için gerekli nüfus miktarının 2.000’den 5.000’ e çıkarılması olumlu bir düzenlemedir. Böylelikle belediye hizmet ve kaynaklarını daha rantabl, etkin ve verimli kullanmak mümkün olacaktır. Yine koruma alanlarında ve yerleşik alanı kurulu belediyelerin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın yerlerde belediye kurulamayacağı öngörülmektedir. Bununla birlikte, “içme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskun sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz” ifadesi son derece geniş kapsamlı ve uygulaması neredeyse olanaksız bir tanımlamayı içine almaktadır.
- Kanunun birleşme ve katılmaları konu alan 8. maddesi, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile eşgüdümlü olmakla birlikte, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde belirtilen belirsizlikler, Belediye Kanununda da sorunlara yol açacaktır.
- Belediyenin görev, yetki ve sorumluluklarının tanımlandığı üçüncü bölümde, çok önemli bir eksiklik söz konusudur.; belediyelerin uygulama imar planı yapma yetkisine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Kanunun ikinci kısmının birinci bölümünde belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında “belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak” maddesi bulunmakla birlikte, bu planları kimin yapacağı belirlenmemiştir.
- Üçüncü bölümün 14. maddesinde, belediyelerin kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun korunması, bakım ve onarımı gibi görevleri üstlenmeleri isteğe bırakılmıştır. Oysa ki belediyeler bu konularda etkin ve aktif bir rol üstlenmelidirler. Büyükşehir belediyelerinin koordinatörlüğünde, belediyelerin teknik destek ve teşvik sağlama, yol gösterme gibi konularda etkinliği sağlanmalıdır.
- Kanunun 41. maddesinde “Stratejik Plan” kavramından söz edilmektedir. Stratejik plan genel içeriği itibariyle olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, stratejik planın yapılması için gerekli alt nüfus sınırının 50.000 olarak belirlenmiş olması doğru bir yaklaşım değildir. Stratejik planın yapılması için, nüfusun yanında, çevresel ve kültürel değerler, üretim, ekonomik ve sosyal yapı gibi kriterlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu maddede stratejik planın tanımı yapılmamıştır. Kamu Yönetimi Temel Kanununda yapılan tanım ise içerik olarak yetersizdir. Uzun ve orta vadeli olacağı öngörülmekle birlikte bunların süresi açık değildir. Maddede belediye başkanının mahalli idareler genel seçiminden itibaren 6 ay içinde stratejik planı yapacağından söz edilmektedir. Burada iki temel sorun bulunmaktadır: Birincisi, her belediye seçiminin ardından yeni bir stratejik planın yapılmasının sorgulanması gerekliliğidir. Eğer öngörülen durum bu ise, uzun vadeli strateji planının 5 yıl ile sınırlı olduğu ortaya çıkmaktadır. 5 yıllık bir strateji planının uzun vadeli bir plan sayılamayacağı ise ortadadır. İkinci temel sorun, maddenin -muhtemelen yanlış ifade edilişinden kaynaklanan bir sorun olarak- “strateji planını ve çalışma programını belediye başkanı hazırlar” ifadesini içermesidir. Strateji planı belediye başkanının bizzat hazırlayabileceği bir plan değildir. Bu konudaki görev ve yetkinin, açık olarak yapılan bir “strateji planı” tanımı içinde yer alması gerekmektedir.
- 49. maddede belediyenin norm kadro esaslarına uygun olarak çalışma koşulları düzenlenirken, konu alanları arasında “planlama” disiplini yer alırken, konu alanlarında çalıştırılacak uzman ve teknik personel arasında “şehir plancısı” bulunmaması önemli bir eksikliktir.
- 53. madde ile belediyelerin acil durum planlaması konusunda yetkilendirilmesi, tasarının önemli adımlarından biridir. Bununla birlikte, İl Özel İdareleri ve Büyükşehir Belediyeleri Kanunlarındaki düzenlemeler ile değerlendirildiğinde, ortak hareket etmenin gerekliliği de yadsınamaz.
- Üzerinde tartışılması gereken önemli başlıklarından biri, 69. madde ile tanımlanan “arsa ve konut üretimi” dir. Bu madde ile belediyeye, “düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi, ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla, belediye ve mücavir alan sınırları içinde özel kanunlarla korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve altyapılı arsalar üretmek, konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla arazi satın almak, kiralamak kamulaştırma yapmak, bu arsaları bireylere ve kooperatiflere satmak, takas etmek, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla işbirliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek” yetkileri verilmektedir. Bu madde, belediyelere kentsel dönüşüm konusunda önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte, içinde dönüşüm ve yenileme uygulamaları yapmak şeklinde somut ifadeler bulunmamaktadır. “Dönüşüm ve yenileme” ifadelerinin yer alması, belediyelerin bu maddede belirtildiği gibi yalnızca yeni yapı / toplu konut yapması, büyük arsa üretmesi gibi ülkenin konut politikasının temelinde yatan köklü sorunları değiştirmeye, eski ve köhne konut alanlarını, çöküntü alanlarını kamulaştırmaya ve yenilemeye olanak tanıyacaktır.
- Kanunun 73. maddesinde, -taslaktaki adı “kentsel gelişim alanı”- olan “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” tanımlanmaktadır. Büyükşehir belediyeleri ve nüfusu 50 binin üzerindeki belediyelerin – ki taslakta bu nüfus 100 bindir- , “kentin gelişimine uygun olarak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak amacıyla” kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilecekleri belirtilmektedir. Burada sayılan amaçlara eklenmesi gereken amaçlardan biri deprem riskine karşı tedbirler almak yerine, “afet dayanıklı kentsel alanlar elde etmek”, bir diğeri de “halkın kentsel yaşam kalitesini arttırmak” olmalıdır. Bu planların stratejik planla uyumlu olması gerekliliği vurgulanmalıdır.
Aynı maddede, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanların,
şartlarının arandığı belirtilmektedir. Kentsel gelişim alanlarının saptanması burada sıralananlara ek olarak başka kriterleri de gerektirmektedir. Bu kriterlerin, üniversite ve meslek odalarının temsilcileriyle birlikte geliştirilmesi ve kentsel gelişim alanlarının da yine aynı katılımcı anlayışla belirlenmesi daha sağlıklı sonuçlar verecektir.
Maddede, kentsel dönüşüm uygulamalarını hayata geçirmeyi sağlamak üzere bazı düzenlemeler de göze çarpmaktadır. Bunlardan biri, odamızın da uzun zamandır üzerinde durduğu “kentsel dönüşüm ve gelişim alanının ilanı” konusudur. Ancak maddede, yalnızca ilanın yöntemi üzerinde durulmuş, kriterleri konusunda bir düzenleme getirilmemiştir. Bu alanların ilanının meclis üye tam sayısının salt çoğunluğu ile olmasından çok, hangi ölçütlere dayanılarak yapılacağı önemlidir ve bunun için de bir uzman komisyonun görüşüne ihtiyaç vardır. İkinci uygulama aracı olarak, kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılıp yeniden yapılacak münferit yapılar için bir teşvik getirilmiş olduğu göze çarpmaktadır. Bununla birlikte, koruma kanununa göre tescilli yapılar her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Bu nedenle, söz konusu maddede kentsel dönüşüm ve gelişim alanında yer alan tescilli yapıların durumu açığa kavuşturulmalıdır.
Eski kanunda bulunan ve kentsel dönüşümde bir araç olarak kullanılabilecek bazı maddelerin bu madde içinde yer bulmadığı görülmektedir. Eski kanunda belediyelerin şehir bankası açma, fabrika kurarak inşaat malzemesi üretme gibi yetkileri bulunmaktadır. Bu yetkileriyle belediyeler, kentsel dönüşüm alanlarında ucuz inşaat malzemesi üretebilir, sosyal konut yapabilir ya da kendi konutunu yapacaklara ucuz malzeme sağlayabilir, şehir bankaları açarak ucuz konut kredileri verebilirler. Sosyal belediyecilik anlayışıyla getirilmiş ve bugüne kadar kullanılmamış olan bu yetkileri tetiklemek yerine ortadan kaldırmak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
- Demokratik ve katılımcı olma endişesi ile tasarıya girmiş olduğu düşünülen ve 76. madde ile tanımlanan kent konseyinin oluşumuna yönelik herhangi bir bağlayıcılık, yaptırım ve zorunluluk bulunmamaktadır. Aynı şekilde, belediyenin kent konseyinin faaliyetlerini desteklemesi konusunda da herhangi bir yaptırım söz konusu edilmemiştir.
Sonuç olarak, yeni Belediye Kanunu, Avrupa Birliğine giriş sürecinde belediyelerimiz için yeni bir misyon ve vizyon üretecek düzenlemelere tamamıyla sahip değildir. Arzu edilen yeni belediyecilik anlayışını oturtacak temel ilkeleri içerdiğini söylemek mümkün olamamaktadır. Mevcut kanunla kıyaslandığında, 1930 gibi koşulların bugüne göre çok daha farklı olduğu bir tarihte belediyelere verilmiş olan yetkilerin daraltıldığı da açıkça ortadadır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı tarafından işaret edilen hukuka ve Anayasaya aykırılıkların yanı sıra, teknik eksikliklerin de giderilmesi zorunludur.
1.2.c. Belediyeler Kanunu Hakkında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Görüşü
Başbakanlıkça hazırlanmış olan yeni Belediyeler Kanunu’nu, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından, bazı maddeleri yeniden görüşülmek üzere Meclis’e geri gönderilmiştir. Cumhurbaşkanı, yasayı, Anayasa’ya aykırı maddeleri nedeniyle geri çevirmiştir. Bununla birlikte, yasanın teknik açıdan da bazı olumlu ve olumsuz yanları bulunmaktadır. Özellikle planlama ve planlama ile ilişkili diğer konular açısından, Kanun’un yeni, farklı ve reform niteliği taşıyan herhangi bir maddesi bulunmamaktadır. Maddeler gözden geçirildiğinde, şu değerlendirmeler yapılabilir:
4. madde ile belediye kurmak için gerekli nüfus miktarının 2000’den 5000’e çıkarılması olumlu bir yaklaşımdır. Böylelikle belediye hizmet ve kaynaklarını daha rantabıl, etkin ve verimli kullanmak mümkün olacaktır. Yine koruma alanlarında ve yerleşik alanı kurulu belediyelerin sınırlarına 5000 metreden daha yakın yerlerde belediye kurulamayacağı öngörülmektedir. Bununla birlikte, “içme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskun sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz” ifadesi son derece geniş kapsamlı ve uygulaması neredeyse olanaksız bir tanımlamayı içine almaktadır.
Kanunun birleşme ve katılmaları konu alan 8 maddesi, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile eşgüdümlü olmakla birlikte, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu’ndaki sınırların tespiti konusundaki belirsizlikler, Belediye Kanunu’nda da sorunlara yol açacaktır.
Belediyenin görev, yetki ve sorumluluklarının tanımlandığı üçüncü bölümde, çok önemli bir eksiklik söz konusudur; belediyelerin uygulama imar planı yapma yetkisine ilişkin herhangi bir düzenleme burada yer almamaktadır. Kanunun ikinci kısmının birinci bölümünde belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında “belediyenin imar planlarını görüşmek ve onaylamak” maddesi bulunmakla birlikte, bu planları kimin yapacağı belirlenmemiştir.
Üçüncü bölümün 14. maddesinde, belediyelerin kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun korunması, bakım ve onarımı gibi görevleri üstlenmeleri isteğe bırakılmıştır. Oysa ki belediyeler bu konularda etkin ve aktif bir rol üstlenmelidirler. Büyükşehir belediyelerinin koordinatörlüğünde, belediyelerin teknik destek ve teşvik sağlama, yol gösterme gibi konularda etkinliği sağlanmalıdır.
Kanunun 41. maddesinde “Stratejik Plan” kavramından söz edilmektedir. Stratejik plan genel içeriği itibariyle olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, stratejik planın yapılması için gerekli alt nüfus sınırının 50.000 olarak belirlenmiş olması doğru bir yaklaşım değildir. Stratejik planın yapılması için, nüfusun yanında, çevresel ve kültürel değerler, üretim, ekonomik ve sosyal yapı gibi kriterlerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu maddede stratejik planın tanımı yapılmamıştır. Uzun ve orta vadeli olacağı öngörülmekle birlikte bunların süresi açık değildir. Maddede belediye başkanının mahalli idareler genel seçiminden itibaren 6 ay içinde stratejik planı yapacağından söz edilmektedir. Burada iki temel sorun bulunmaktadır: Birincisi, her belediye seçiminin ardından yeni bir stratejik planın yapılmasının sorgulanması gerekliliğidir. Eğer öngörülen durum bu ise, uzun vadeli strateji planının 5 yıl ile sınırlı olduğu ortaya çıkmaktadır. 5 yıllık bir strateji planının uzun vadeli bir plan sayılamayacağı ise ortadadır. İkinci temel sorun, maddenin -muhtemelen yanlış ifade edilişinden kaynaklanan bir sorun olarak- “strateji planını ve çalışma programını belediye başkanı hazırlar” ifadesini içermesidir. Strateji planı belediye başkanının bizzat hazırlayabileceği bir plan değildir. Bu konudaki görev ve yetkinin, açık olarak yapılan bir “strateji planı” tanımı içinde yer alması gerekmektedir.
Belediyelerin acil durum planlaması konusunda yetkilendirilmesi, tasarının önemli adımlarından biridir.
Üzerinde tartışılması gereken önemli başlıklarından biri, 69. madde ile tanımlanan “arsa ve konut üretimi” dir. Bu madde ile belediyeye, “düzenli kentleşmeyi sağlamak, beldenin konut, sanayi, ve ticaret alanı ihtiyacını karşılamak amacıyla, belediye ve mücavir alan sınırları içinde özel kanunlarla korunması gerekli yerler ile tarım arazileri hariç imarlı ve altyapılı arsalar üretmek, konut, toplu konut yapmak, satmak, kiralamak ve bu amaçlarla arazi satın almak, kiralamak kamulaştırma yapmak, bu arsaları bireylere ve kooperatiflere satmak, takas etmek, bu konuda ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ve bankalarla işbirliği yapmak ve gerektiğinde onlarla ortak projeler gerçekleştirmek” yetkileri verilmektedir. Bu madde, belediyelere kentsel dönüşüm konusunda önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte, içinde dönüşüm ve yenileme uygulamaları yapmak şeklinde somut ifadeler bulunmamaktadır. “Dönüşüm ve yenileme” ifadelerinin yer alması, belediyelerin bu maddede belirtildiği gibi yalnızca yeni yapı / toplu konut yapması, büyük arsa üretmesi gibi ülkenin konut politikasının temelinde yatan köklü sorunları değiştirmeye, eski ve köhne konut alanlarını, çöküntü alanlarını kamulaştırmaya ve yenilemeye olanak tanıyacaktır.
Kanunun 73. maddesinde “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” tanımlanmaktadır. Büyükşehir belediyeleri ve nüfusu 50 binin üzerindeki belediyelerin, “kentin gelişimine uygun olarak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak amacıyla” kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilecekleri belirtilmektedir. Burada sayılan amaçlara eklenmesi gereken amaçlardan biri deprem riskine karşı tedbirler almak yerine, “afet dayanıklı kentsel alanlar elde etmek”, bir diğeri de “halkın kentsel yaşam kalitesini arttırmak” olmalıdır. Bu planların stratejik planla uyumlu olması gerekliliği vurgulanmalıdır.
Aynı maddede, kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanların,
şartlarının arandığı belirtilmektedir. Kentsel gelişim alanlarının saptanması burada sıralananlara ek olarak başka kriterleri de gerektirmektedir. Bu kriterlerin, üniversite ve meslek odalarının temsilcileriyle birlikte geliştirilmesi ve kentsel gelişim alanlarının da yine aynı katılımcı anlayışla belirlenmesi daha sağlıklı sonuçlar verecektir.
Demokratik ve katılımcı olma endişesi ile tasarıya girmiş olduğu düşünülen ve 76. madde ile tanımlanan kent konseyinin oluşumuna yönelik herhangi bir bağlayıcılık, yaptırım ve zorunluluk bulunmamaktadır. Aynı şekilde, belediyenin kent konseyinin faaliyetlerini desteklemesi konusunda da herhangi bir yaptırım söz konusu değildir.
Sonuç olarak, yeni Belediye Kanunu, Avrupa Birliğine giriş sürecinde belediyelerimiz için yeni bir misyon ve vizyon üretecek düzenlemelere tamamıyla sahip değildir. Arzu edilen yeni belediyecilik anlayışını oturtacak temel ilkeleri içerdiğini söylemek mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı tarafından işaret edilen hukuka ve Anayasaya aykırılıkların yanı sıra, teknik eksikliklerin de giderilmesi zorunludur. |