1.1.Kent Planlaması ve Yerel Yönetimler
Evrensel Gazetesi, 16 Mart 2004
Sağlıklı ve Adil Bir Kent Planlaması İçin Yerel Yönetimler Açısından Yapılması Gerekenler….
Şube II. Başkanımız Dr. Pınar Özden Evrensel Gazetesine sağlıklı ve adil bir kent planlaması için yerel yönetimler açısından yapılması gerekenler konusunda Odamız görüşlerini aktarmıştır. (16 Mart 2004 tarihli Evrensel Gazetesinde yayınlanan yazı aşağıdadır.)
Yerel yönetimlerin kent planlamasına bakış açıları nedir?
1999 yılında gerçekleşen Marmara Depremi’nde her 100 yapıdan 42’sı depremden etkilenmiş, 33’ü yıkılmıştır. Bu verilerin ardından geri dönüp kentlerimize baktığımızda ise ortadaki tablo şunu gözler önüne sermektedir: Türkiye kentleri, yalnız deprem ile değil, hiçbir afet ile mücadele edebilecek niteliğe sahip değildir. Bunun sebebi ülkenin, baştan itibaren hatalı süregelen kentleşme, konut ve planlama politikalarıdır. Plandan bağımsız olarak, kente bir anlamda “enjekte edilen” noktasal-politik kararlar, kentlerin gelişme hedeflerinden sapmasına, üst ölçekli planlarla çelişkiye, kullanım uyumsuzlukları doğmasına yol açarak, yeni risk alt-bölgeleri yaratmaktadır.
Kentlerimizin bugünkü durumunu özetleyebilir misiniz?
Kentlerimiz bugün son derece sağlıksız, yasadışı, güvenilir olmayan, kimliksiz bir duruş sergilemektedir. Türkiye çapında yasadışı yapılaşma oranı yüzde 60’tır. İstanbul’da bu oran yüzde 70’lere ulaşmış durumdadır. Sağlıklı konut açığı sayısı milyonlarla ifade edilmektedir. Ülkemizde izlenen konut ve yerleşme politikaları da bu durumu tetiklemektedir. Özellikle su havzaları ve orman alanlarının yasal ya da yasadışı yapılaşmaya açılması, kent çeperlerine doğru kayan lüks banliyöler, kent içi alanların, tarihi kent merkezlerinin unutulmasına, köhnemesine yol açmakta; trafik sorunlarını artırmaktadır. Ülkemiz kentleri, planlamadan bağımsız, denetimsiz bir yayılma eğilimi izlemektedirler. Bu kontrolsüz yapılaşma süreci, kentler için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.
Sağlıklı ve adil bir kent yaşamı için yerel yönetimlerin nasıl bir yol izlemeleri gerekiyor?
Sağlıklı ve adil bir kent yaşamı oluşturulması için yerel yönetimlerin öncelikle derin ve geniş bir vizyona ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu, bir kenti çok boyutlu olarak algılamayı, kent bilimin disiplinlerarası önemini fark etmeyi, kentin sorunlarını yerel nüfustan bağımsız çözümleme düşüncesini bir kenara bırakmayı gerektirir. Bugün belediyelerin asli görevi imar bürosu gibi çalışarak ruhsat vermekten öteye gidememektedir. Bu anlayış kentlerimizi sağlıksız yapılaşmış, ruhsuz, kimliksiz alanlara dönüştürmüştür. Yerel yönetimlerin kendi kalitelerini yükseltmeleri, donanımlı, uzman ekiplerle çalışmaları ve bir an önce bu amaçla harekete geçmeleri gerekmektedir. Bir başka önemli nokta da, siyasetin planlamayı bir propaganda aracı olarak görmekten vazgeçmesi gerekliliğidir.
Sağlıklı bir kent planlaması nasıl olmalıdır?
Kent içi alanların rehabilite edilmesi, ulaşım ve yerleşme politikalarının kent içini tüketmeyecek, aksine güçlendirecek yeni bir ahlayışla ele alınması gerekmektedir. Anayasal hak olan sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkını temin etmek üzere, kentsel kalitenin yükseltilmesi için gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Bu müdahaleler, yapı ölçeğinin üzerine çıkarak, kent parçalarını ve kent bütününü kapsamalıdır. Yapılaşmış alanlardaki altyapı şebekeleri güçlendirilmeli, ıslah edilmelidir. Kent içi alanları rehabilite etmek amacıyla kentsel alanda etaplamalar yapmak gereklidir.
Kentleşme ile ilgili ya da onu etkileyen yasal düzenlemeler nelerdir? Tarif edilen planlama anlayışını tehdit eden uygulamalar ya da tasarılar nelerdir?
Yürürlükteki mevzuat, mevcut sorunları çözmede her zaman yeterli değil. Yeni yürürlüğe giren Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Bölgelerinde ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması ve Onaylanmasına İlişkin Yönetmelik gibi, her türlü fiziki çevreyi planlama işini merkezi bir noktaya yüklemeyi hedefleyen uygulamalar ve özel sektörü kamu karşısında öne çıkaran Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, imar affından başka hiçbir anlam taşımayan Kentsel Dönüşüm Yasa Taslağı gibi yeni yasa tasarıları ya da son derece gerekli olmakta birlikte yetersiz bir içeriğe sahip olan Yerel Yönetimler Yasa Taslağı, İmar ve Şehircilik Yasa Taslağı gibi tasarılar, mevcut uygulamaları daha da çözümsüz bir hale sokacaktır.
Bugün planlamayla ilgili 80’in üzerinde, planlamayı doğrudan ilgilendiren ve yönlendiren, plan türü ve onama mercii belirleyen 20 kanun ve bu kanunlara istinaden 12 adet plan onama kurumu bulunmaktadır. Bu çokbaşlılık, planlama açısından büyük bir kaosa yol açmakta, süreci yavaşlatmakta ve planlamayı neredeyse olanaksız kılmaktadır.
Deprem bugün Türkiye’de en çok tartışılan tehlikelerden biri. Kentlerin afetler açısından planlaması nasıl olmalıdır?
Kısa vadede kent içinde öncelikle dayanıksız, can güvenliğini tehdit eden yapı alanlarının tespiti yapılıp, ilk etapta bunlar yıkılmalıdır. Afet sonrası alanlarda, yıkılıp yok olan yapıların yanında, proje kapsamında yıkılması yada kamulaştırılması gereken yapı yada arsalar bulunabilmektedir. “Urban clearence”- temizleme işlemi, yerleşik ve planlı alanlarda çoğu kez yüklü bir maliyet gerektirir. Ayrıca, dönüşüm için gerekli altyapı ve donatılar ile diğer şehirsel üstyapı unsurlarını tümüyle yeniden üretmenin maliyeti, kentsel iyileştirmenin maliyetinden çok daha yüksektir. Bununla birlikte, ekonomik fayda-maliyet analizi yapılmadan bu karar verilmemelidir. Bu projeler arazinin optimum kullanım şeklini araştırarak, şehirsel fonksiyonları meydanlar ve parklar gibi açık alanları korumak üzere güncelleyerek, yollar gibi kamusal donatıları iyileştirerek, nitelikli şehirsel yapılaşmayı temin ederek ve afet önleme olanaklarını geliştirerek yangınlara da korunaklı hale getirerek, yapıları, onların çevrelerini ve kamusal donatıları bir bütün halinde denetlemeyi amaçlamalıdır.