|
2.
PLAN ÇALIŞMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİMİZ
2.1.
Tarihi Yarımada Plan Çalışmalarına İlişkin Görüşlerimiz
2.1.a.
Tarihi Yarımada Koruma Amaçlı İmar Planı’na İlişkin Saptama Ve Önerilerimiz,
Mart 2004
Şube
Adına Hazırlayanlar: Hülya YAKAR, Pınar ÖZDEN
İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürlüğü’nün tamamlamış olduğu
1/5000 ölçekli planlama çalışmasında analiz (analitik çalışmalar) çalışmaları
bugüne dek yapılmış yerel yönetimlerin üretmiş oldukları planlama çalışmaları
içinde ayrıntıların düşünülmesi, disiplinler arası çalışılması
(arkeolog, mimar, plancı, sanat tarihçisi vb.) kurumlar arası (üniversiteler,
sivil toplum kuruluşları vb.) bilgilendirme çabalarının olması ve
teknoloji kullanılması bakımından önemli bir örnek oluşturmaktadır.
İstanbul’un
ilk yerleşim alanı olan ve çeşitli uygarlıkların izlerini taşıyan
Tarihi Yarımada, metropoliten ölçeğe erişmiş kentin Merkezi İş Alanı
olarak, gerek ekonomik yapısı, gerekse
bünyesinde barındırdığı yoğun kültür mirası ile bugün de önemini
korumaktadır.
Bununla
birlikte, Tarihi Yarımada’nın bugün gelinen noktada plansızlığa mahkum
edilmiş olduğu görülmektedir. 02.11.1990 onanlı 1/5000 ölçekli İstanbul
Tarihi Yarımada Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı’na açılan davalar
neticesinde, söz konusu plan 17.11.1994 tarihinde iptal edilmiş, temyiz işlemleri
devam ederken Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nun 12.07.1995 gün
ve 6848 sayılı kararı ile Eminönü- Fatih ilçelerini kapsayan Tarihi Yarımada’nın
tamamı Sit Alanı ilan edilmiştir. Bölgenin Sit Alanı ilan edilmesi
nedeniyle uygulama olanağı kalmayan bu planlar yerine kanun gereği yeni bir
plan yapılması gerekmektedir.
Büyükşehir
Belediyesi bünyesinde başlatılan planlama çalışmaları 3386 sayılı kanun
ile değişik 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu’na göre 1 yıl içerisinde bitirilmesi gerekirken, o tarihten bu yana
hayata geçirilememiştir.
Tarihi
Yarımada’nın sit alanı ilan edilmesinden bu yana, alandaki imar
faaliyetleri 1 no’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun
ilgili kanun gereği belirlemiş olduğu “Geçici Yapılanma Koşulları”na
göre devam etmektedir.
Ancak
bu durum Tarihi Yarımada’da bir plansızlık süreci başlatmıştır.
17.11.1994 tarihinde iptal edilen planın iptal gerekçesi “planın Tarihi Yarımada’yı
koruma işlevinden yoksun bulunduğu, aksine, getirilen ulaşım ve yoğunluk
kararlarıyla Tarihi Yarımada’nın arkeolojik, tarihsel ve kültürel değerlerinin
tahribine neden olacağı” iken Geçici Yapılanma Koşulları söz konusu değerlerin
korunmasını sağlayamamıştır. Üstelik geçici yapılanma koşulları ile bütüncül
bir planlama anlayışından uzak, çevresel faktörleri ve işlevleri göz önüne
almadan, parsel bazında uygulamalar yapılmıştır. Bu süreçte her geçen günün
Tarihi Yarımada’nın aleyhine işlemekte olduğu, bugün 1 no’lu Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na onanmak üzere sunulmuş olan
1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planında öngörülen donatı
alanlarının, her yeni inşaat ruhsatı ile, henüz plan hayata geçmeden birer
birer yok olduğu ortadadır.
Tarihi
Yarımada'yı İstanbul'dan bağımsız, onun bir parçası değilmişçesine
planlamaya çalışmak da bütüncül planlama yaklaşımı ile tamamen çelişmektedir.
İstanbul, Tarihi Yarımada'sı, Galata'sı, Pera'sı, Hisar'ları, ormanları
ve havzaları ile bir bütün halinde ele alınıp planlanmadıkça, özgün yapısını
kaybedecek, gerçek kimliğinden uzaklaşacaktır.
Bununla birlikte, Tarihi Yarımada’nın planlanması konusunda mevcut
durumdan kaynaklanan birtakım sorunlar mevcuttur:
Mevcut
imar planı üretme süreçleri, uygulama araçları geliştirme açısından
yetersizdir ve plan onama süreci de sağlıksız işlemektedir. İlgili
kurumlar denetim mekanizmalarını da yeterince çalıştırmamaktadır.Tarihi
Yarımada’nın sorunları konusunda ilgili kurumlar arasında iletişim, eşgüdüm
ve ortak çalışma istemi bulunmaması, sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır.
Bu
çerçeveden bakıldığında, Tarihi Yarımada’nın sorunlarının çözümü
yasal statüsü olan ve kamuoyu tarafından benimsenen, bütüncül bir
metropoliten alan planlama yaklaşımı, katılımcı bir planlama anlayışı,
planlamanın / korumanın doğru yönetimi ve kurumlar arası işbirliği ile mümkün
olacaktır.
-
Kentsel
koruma, planlamadan ayrı bir sistematik içinde düşünülemez. Kültürel
miras, ancak planlı bir şekilde bütün olarak korunup, gelecek kuşaklara
aktarılabilir.
-
İstanbul
bütününe ilişkin, temel felsefesi koruma olan bir üst ölçekli plan
bulunmamaktadır. Koruma, kentin çeşitli semtleri için geliştirilen
kentsel yenileme ve rehabilitasyon projeleri ile parçacıl bir şekilde sağlanmaya
çalışılmaktadır. Ancak bu çabalar, her ne kadar iyi niyetli de olsa,
üst ölçekli bir planın bulunmayışı nedeni ile, bütüncül koruma
felsefesi ile bağdaşmamakta; aralarında hiçbir ilişki bulunmayan,
birbirinden bağımsız, kendine özgü projeler ortaya çıkmaktadır.
-
Kentin,
koruma adına en büyük eksiklerinden biri Tarihi Yarımada planlarının
hala yürürlüğe girememiş olmasıdır. Plansızlığa, başıboşluğa
terkedilen alanda, hızlı bir eskime, köhneme ve çöküntü süreci başlamıştır.
Bu düşüş, ekonomik yapıyı da etkilemektedir. Alana yönelik yeni bir nüfus
politikası benimsenerek, konut kullanımının özendirilmesi
gerekmektedir. Bu amaçla konut fonksiyonuna hizmet edecek, yeşil alan,
okul, sağlık hizmetleri, alışveriş merkezleri
gibi donatıların hızla arttırılması zorunludur. Yapı stoğunun
rasyonel değerlendirilerek, yeni işlevlerle zenginleştirilmesi, bunun yanında
üretim işlevinin de yeniden örgütlenmesi, ekonomik canlanmayı da
beraberinde getirecektir.
Tarihi
Yarımada planlarını birkaç temel başlık altında irdelemek mümkündür.
-
Planlama
süreci ve sistematiği,
-
Yasal
duruma ilişkin saptamalar/öneriler
-
Mekansal
politikalara yönelik saptamalar/ öneriler
-
Sosyo-ekonomik
yapıya ilişkin saptamalar/öneriler
-
Ulaşıma
ilişkin saptamalar/öneriler
-
Karar
ve uygulama mekanizmalarına ilişkin saptamalar/öneriler
·
Planlama süreci ve sistematiği
-
Planlama
pek çok parametreye bağlı dinamik bir süreçtir. Bir plan tamamlandığında
her aşamada sorunlara çözüm üreten bir araç olmalıdır. Bu nedenle de
planın her noktası için en temel sorular olan Kim? Kim için?Nerede? Nasıl,Niye/Niçin?
Ne zaman? Gibi sorulara yanıtın planla birlikte hazır olması
gerekmektedir. Bu sorular biraz
açıldığında; Plan kim için yapıldı? İşlev alanlarını kimler
kullanacak? Etaplama nasıl olacak? Maliyeti nedir? Finans nereden, nasıl
sağlanacak? Gibi sorular sorulduğunda plan, plan raporu, plan lejandı,
plan notları ile net olarak bu yanıtları verebilmelidir. Bu ancak ve
ancak bir “planlama modeli”
ile mümkündür. Bu bağlamda
Tarihi Yarımada planları irdelendiği sorulan soruların yanıtlarını
net olarak yanıtlayamamakta ya da her zaman yakınılan noktasal çözümler
ile sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Çünkü bir MODEL’e
dayanmamaktadır.
-
Planlama
sistematiği olarak vazgeçilmez ilkelerden en önemlisi sentez ve plan
yaklaşımında üst ölçekli plan kararları ile planı bir bütün olarak
irdelemek ve kararları bütüncül almak gerekmektedir.
-
Tarihi
Yarımada’nın İstanbul Metropoliten Alanı için konumunun ve rolünün
önemi yadsınamazken İstanbul’dan bağımsız bir Tarihi Yarımada planını
sorgulamak ve kararlar üretmek doğru bir yaklaşım olamamaktadır.
-
Yine
planlama sürecinin vazgeçilmez bir olgusu olan “katılım” planlama sürecinin
her aşamasında ve planla ilgili olan her kesimin (özel ve kamu sektörleri,
sivil toplum, her sosyo-ekonomik düzeyde halk vb.) bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi
ile katılımının sağlanması ve katılım sağlandıktan sonra yapılan
tartışmalar sonucunda yeni alınan kararlar doğrultusunda, ortak görüşlere
ulaşılarak, geri dönüşler yapılarak plan yaklaşımları yeniden değerlendirmeye
alınırsa gerçek bir katılım sağlanmış olup; planlama sürecinin gerçek
anlamda esnekliği de ancak bu şekilde sözkonusu olabilir.
-
Yasal
Duruma İlişkin Saptamalar / Öneriler
Öncelikle,
İstanbul’a ilişkin üst ölçekli bir plan bulunmaması, Tarihi Yarımada
planının İstanbul bütünü ile ilişkisinin
kurulmasında boşluklar yaratmakta ve planı bir anda parçacıl bir uygulamaya
indirgemektedir. Oysa ki, öncelikli bir ilke
olarak Tarihi Yarımada planının, 1/50000 ölçekli bir İstanbul Planı mozaiğinin
parçalarından biri olması düşüncesi benimsenmelidir.
Tarihi
Yarımada 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planlarının yasal
durumu açısından bazı boşluklar sözkonusudur. 3194 sayılı İmar Kanunu
dikkate alındığında, uygulama planlarının üst ölçekli nazım plana
uygunluğu aranmaktadır. Bununla birlikte, İmar Kanunu karşısında özel bir
kanun addedilen 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu’nda, koruma amaçlı planların ölçeğine yönelik açık bir hüküm
bulunmamaktadır. Öte yandan, 1/5000 ölçekli nazım imar planı
ile uygulama yapmak da mümkün değildir. Bu verilerden yola çıkarak,
ilkesel olarak koruma amaçlı imar planlarının
1/2000, 1/1000 ve daha büyük ölçekli (1/200-1/500) kentsel tasarım
projeleri halinde hazırlanmasının, uygulamaya daha elverişli ölçekler olduğu
ve birlikte hazırlanmasının gerekliliği vurgulanmalıdır. Yine bu doğrultuda,
bu planların birlikte incelenerek 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulu’nca onanması en doğru yaklaşımdır. Bu konuda, henüz bir
konsesusa ulaşmamış olan ilçe belediyelerinin de hassas davranarak, Büyükşehir
belediyesince hazırlanıp kendilerine gönderilen uygulama imar planlarını
bir an önce incelemeleri ve görüşlerini bildirmeleri sürecin hızlanması açısından
zorunlu görülmektedir.
-
Hedefler
başlığı altında sözü edilen “mekansal stratejilerin ortaya konması”
konusunda somut bir yaklaşım görülmemektedir.
-
Örneğin;
Tarihi Yarımada dışına çıkması planlanan nüfus, işgücü için geliştirilen
bir model olmayıp varsayımlara bağlı olarak kabuller yapılmıştır. Nüfusun
nereye, hangi yöntemle, nasıl bir etaplamayla, hangi yasal sürecin takibi
ile gideceği, yine boşalan yerlere hangi alt sektörün nasıl geleceği
sorularının yanıtı bulunmamaktadır
-
Mekanda
uzmanlaşmayı ve yer seçimini yönlendirecek kararlar alınmamıştır.
Belli işlevlerin organize olmasına yönelik hedefleri gerçekleştirmek üzere
araçlar ortaya konmalıdır.
-
Yarımada
içinde desantralize olacak olan tüm işlev alanları ve alt sektörler için
de aynı belirsizlik bu sorunun altında yine bir model yatmaması olmaktadır.
Tarihi Yarımadayı Tarihi Yarımada yapan ve bugün İstanbul için değerli
olmasını sağlayan, tarihsel süreç içinde barındırdığı çeşitliliktir.
Burada kast edilen çeşitlilik hem işlev alanlarının çeşitliliği hem
kullanıcı çeşitliliğidir. Yarımada İstanbul Metropoliten Alanı için
bir destinasyon noktası olup, hem ulaşım odağı, hem turistik merkez,
hem ticaret merkezi, hem sağlık merkezi gibi. Bu nedenle işlev alanlarının
desantralizasyonu ya da işlev değişikliği yapılırken (Sirkeci Garı
gibi) alana kimlik veren yapı, işlev alanlarına dikkat edilmelidir.
-
Konut
alanlarının geliştirilmesine yönelik donatılar, alanda yeterince yer
almamaktadır. Örneğin yeşil alanların yalnızca kıyı bölgelerinde
yer aldığı, iç bölgelerde yeterince
yeşil alan bulunmadığı gözlenmektedir. Özellikle Eminönü bölgesinde
ilköğretim okullarının yetersizliğine karşın, yeni ilköğretim
okulları önerilmemesi, Eminönü bölgesinde konut alanı gelişimini caydırıcı
bir karardır. Bu nedenle, kötü durumda ve feda edilebilecek yapıların
envanteri yeniden gözden geçirilmeli, 1/500 ve 1/200 ölçekte detaylı
arayışlar içine girilmelidir.
-
Geleneksel
el sanatlarının (altın, gümüş, bakır, matbaa, dokuma, lokum, kahve
gibi gıda maddeleri,vb) belli bölgelerde (Örneğin Hanlar Bölgesi’nde)
toplanarak, imalat, satış, eski imalat araçları ve üretim biçiminin
sergilenmesi) bu alanlarda kültür fonksiyonunun gelişimine katkıda
bulunacaktır. Üretim fonksiyonunun koruma ilkesi içinde yoğrularak alan
içinde yeniden organize olması sağlanmalıdır.
-
Anket
çalışmalarında hane halkı anketleri yapılırken, mülk (konut ve işyeri)
sahipleri ile anket yapılmamış olması, uygulamanın sosyal boyutunda
sorunlar doğuracaktır.
-
Plan
kararları doğrultusunda alandan çıkacağı kestirilen 100 binin üzerinde
nüfusun nasıl, ne şekilde ve nereye taşınacağı konusunda net
saptamalar yapılmamış; yönlendirici ya da zorlayıcı tedbirler alınmamıştır.
Bu da Tarihi Yarımada’daki nüfus eğilimlerini tesadüflere bırakmak
anlamına gelmektedir. Söz konusu nüfusun bir kısmının, buradan taşınacağı
varsayılan iş kolları ile birlikte gideceği kabul edilse bile, bu nüfus
kestirilen nüfusun yalnızca küçük bir bölümünü kapsar. Diğerleri
konusunda net saptamalar yoktur.
-
Özellikle
Eminönü bölgesine yönelik “Turizm Alanı” yaklaşımı, burada
mekansal anlamda olduğu kadar, sosyal anlamda da sorunlar doğuracaktır.
Kaldı ki, konut nüfusu geliştirilmeye çalışılan böyle bir alanda
turizm işlevi çelişen kararların bir göstergesidir.
-
Tarihi
Yarımada Planı’nda öncelikli olarak göze çarpan, üst ölçekli
kurumlarca öngörülen bir ulaşım planının, alana damgasını vurmuş
olmasıdır. Bu anlamda, ulaşıma
odaklanmış bir senaryo göze çarpmaktadır.
-
Yenikapı
bölgesinde çok çeşitli ulaşım fonksiyonlarının biraraya toplanması
ve bu alanın adeta bir düğüm noktası haline gelmesi üzerinde durulması
gerekli önemli bir noktadır. Yenikapı’nın, bu ulaşım yüklemesini
kaldıracak bir teknik altyapı ve donatıya sahip olmadığı dikkate alınmalı
ve bu doğrultuda düzenlemelere gidilmelidir.
-
Alanın
iç bölgelerinde yayalaştırmaya gidildiği görülmektedir. Buna bağlı
olarak otopark sorununun somut hesaplamalarla çözümlenmemiş olduğu ve
yetersizliği dikkat çekmektedir.
-
Tarihi
Yarımada’ya önerilen karmaşık ve kompleks ulaşım örgüsünün ve
radikal kararların alanda neden olacağı dönüşümler somut olarak
saptanmamıştır. Özellikle bir toplama ve dağılma merkezi olarak
Yenikapı için öngörülen işlev, bu
bölgede hızlı dönüşümleri beraberinde getirecektir. Ancak bu dönüşümün
araçları somutlaştırılmamıştır
-
Planlama
alanındaki aktörlerin plana nasıl sahip çıkacaklarının belirsizliği,
uygulama şansını azaltmaktadır. Dahası planlar konusunda henüz yerel
bir konsensus dahi sağlanamadığı görülmektedir.
-
Halkın
ve işyeri sahiplerinin örgütlenmesine yönelik kararlar alınmamıştır.
Alanda söz sahibi olan diğer aktörlerin de sürece nasıl ve hangi şekilde
katılacakları belirsizdir.
-
Planlama
ilkelerini destekleyecek sosyal ve ekonomik politikalar ortaya konmamış,
uygulama araçları belirtilmemiştir.
-
Dönüşümün
ve dönüşümün yönetimine ilişkin araçlar ortaya konmamıştır.
-
Koruma
planının ruhunda, yalnızca koruma değil, ıslah, yeniden geliştirme ve
yeniden üretim de yer almaktadır. Bu nedenle, alan için öngörülen
koruma bölgeleri sınıflandırmasında 3B olarak adlandırılan ve yapı
niteliği açısından bir değer teşkil etmeyen bölgelerin sınıfının
“koruma alanı” yerine “koruma-kontrol bölgesi” ya da “yeniden
geliştirme bölgesi” olarak değiştirilmesi, bu alan için öngörülen
dönüşümü gerçekleştirme açısından daha somut olacak, müdahalenin
içeriğini daha net biçimde anlamlandıracaktır.
|