|
Giriş
TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Sekreterliğine Alibeyköy Karadolap Mahallesi sakinlerinin başvurusu ile oluşturulan komisyonumuzda Mimarlar Odası’ndan Arif ATILGAN ve Mücella YAPICI, Peyzaj Mimarları Odası’ndan Hülya DİNÇ ATILGAN, Şehir Plancıları Odası’ndan Ali Rıza NURHAN, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası’ndan Mehmet YILDIRIM, Jeoloji Mühendisleri Odası’ndan Nurhan ERSİN, Çevre Mühendisleri Odası’ndan N. Özlem ERGENLER yer almış ve katkı koymuştur.
Komisyonumuz ilk olarak başvuruya konu olan projeleri elde etmiş, sonrasında geçmiş yıllarda konu ile ilgili olarak çeşitli kurumlarca ve yine TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu’nca hazırlanmış olan raporları derlemiş ve son olarak da projenin güzergahı ve yakın çevresini incelemek, sorunları yerinde saptayabilmek için iki kere teknik gezi gerçekleştirmiştir.
Yapılan bu çalışmalar ışığında aşağıdaki rapor oluşturularak komisyonda yer alan üyelerimizce imza altına alınmıştır.
Konu
Alibeyköy’de yerleşimin tarihi Fatih Sultan Mehmet‘in İstanbul’u fethinden sonraki döneme kadar dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Alibeyköy daha çok çiftlikler ve tarım ağırlıklı bir yerleşme şeklindeyken, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Kurtuluş Savaşı sonrası mübadeleler nedeniyle dış göçlerle gelenlerin yerleştirildiği bir bölge niteliğine bürünmüştür.
1950 ve 1960’lı yıllarda tarımda makineleşme ve sanayileşme hamleleri sonrasında ucuz iş gücünün kentlere yığılmasının sağlanması amacıyla neredeyse teşvik edilen iç göç, Alibeyköy’de konut sorununa en kolay çözüm olan gecekondulaşmayı başlatmıştır.
Masum barınma ihtiyacını giderme amacıyla ortaya çıkan gecekondu, zamanla yerini daha fazla rant elde etme güdüsü ile kaçak yapılaşmaya bırakmıştır. Hem kaçak yapılaşmayı engellemek hem de belediye hizmetlerinin yerinden ve daha hızlı gerçekleştirilmesi için 1967 yılında Alibeyköy Belediyesi kurulmuştur. 1984 yılında ise kapatılarak Eyüp Belediyesine bağlanmıştır
Merkezi hükümetler; oy kaygıları temelinde hazine, vakıf ve kamu arazilerini zorla işgal eden rantiyeciler, arsa spekülatörleri, kısmen de vatandaşların baskılarına boyun eğerek bu sağlıksız yapılara sözde hizmet götürülebilmesi için belediyeler kurulmasını sağlamışlar ve dolaylı olarak yasa dışılığı teşvik etmişlerdir.
1985 yılında tüm Türkiye’de yapılmış olan gecekondu ve kaçak yapılara, belli koşulları yerine getirerek imarlı hale dönüşebilme olanağını sunan ve kamuoyunda İmar Affı olarak da bilinen 2981 sayılı yasa yürürlüğe girmiştir. Bu imar affı, o tarihe kadar yapılan en kapsamlı uygulamadır.
1985 yılına kadar, merkezi hükümetlerin örtülü teşviki ve belediyelerin göz yummaları sonucu yapılmış olan tüm yapıların affedilmesini sağlayan yasa kapsamında, bölgede çeşitli İslah İmar Planı çalışmaları yapılmış, bu planlarla şuyulandırma cetvelleri oluşturularak tapu tahsis belgeleri dağıtılmış ve tapu tahsis belgelerinin çoğu da tapuya dönüşmüştür.
Islah İmar Planlarını baz alan şuyulandırma cetvelleri ve parselasyon planlarına göre yeni müstakil parseller oluşturulmuş, bu parsellerin hak sahiplerinin bir kısmı Tapu Tahsis Belgelerini tapuya dönüştürmeseler de bu parselleri kullanmaya devam etmiş ve zamanla bir çoğunda 3-4 katlı yeni ve belki de kaçak yapılar yapmışlardır.
Sonuç olarak, 2981 sayılı yasa, konut sorununu çözmek ve gecekondulaşma - kaçak yapılaşmayı önlemek amacıyla yürürlüğe girse de, bu sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bu duruma en güzel örneklerden biri de Alibeyköy’dür.
Yerinde yapılan tespitlerde; proje kapsamında İSKİ tarafından kamulaştırmanın gerçekleştirileceği alan ve bu alanda bulunan mevcut dere ıslahının da durumu gözden geçirilmiştir.
Mevcut Islah güzergahında, 2000 yılında hazırlanan İl Koordinasyon Kurulu raporunda belirtilen durum ile karşılaştırmalı yapılan incelemede, İSKİ’nin 2004 yılında hazırlatmış olduğu Küçükköy Deresi Islah Projesi’nin, derenin Alibeyköy Deresi’ne bağlandığı noktada uygulanmaya başlanmış olduğu görülmüştür. Bununla birlikte İstanbul Caddesi’nin Gazi Osman Paşa Caddesi ile birleştiği köşedeki tonozun tamamen kırılması ve proje kapsamında yapılan kamulaştırmalar sonucu yıkılan binalar dışında büyük değişikliklere rastlanmamıştır. Kamulaştırma sonucu kısmen yıkımı gerçekleştirilen binalar ve molozlar çevrede yaşayanlar ve yıkıntılar içinde oyun oynayan çocuklar için tehlike arz etmeye devam etmektedir.
Küçükköy Deresi, İstanbul Caddesi ile kesişerek yolun altına girdiği yerden itibaren Alibeyköy Deresi’ne 100 metre mesafeye dek yaklaşık 4000 m’lik bir kesimde kapalı tonoz olarak ıslah edilmiş ve birçok kesimde üstü asfaltlanarak yol olarak kullanılmaktadır.
Kapalı tonozun içi dereye atılan çeşitli atıklar ve teressubatlar nedeniyle yer yer daralmış, bu tıkanıklıklar da şiddetli yağmurlar esnasında tonozun iki yerden patlamasına, kanal içindeki suyun dışarıya taşmasına ve su baskınlarına neden olmuştur. İstanbul Caddesi’nin Gaziosmanpaşa Caddesi ile birleştiği noktada tonoz tamamen kırılmış ve bu alanda göllenme meydana gelmiştir. Ayrıca okulun önünde tonozun ek yeri ayrılarak ekseninden kaymıştır.
Yapılan incelemelerde, derenin doğal yatağının da değiştirildiği tespit edilmiştir. İlke olarak ıslahı yapılacak derenin yatağı aks alınarak ıslah çalışmalarının yapılması gerektiğinden, Küçükköy Deresi’nin mevcut güzergahı olan Dere Sokak’tan başlayan, Alibeyköy merkezinden geçen Galeri Caddesi, Sakin Sokak’tan devam ederek İstanbul Caddesi’ne ulaşan güzergahın ıslah çalışmalarında göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Yine DSİ’nin ve İSKİ’nin 2000 yılında hazırladığı raporlarda belirtildiği gibi dere yatağı kesitinin, 8,5 m taban genişliğinde ve 3,5 m yüksekliğinde ve dere aksına bağlı kalınarak uygulanması durumunda kamulaştırma maliyetinin daha az olacağı ve daha az ev yıkılacağı açıktır.
İSKİ Genel Müdürlüğü, daha sonraki aşamada kendi projesini revize ederek kamulaştırma bandını 30 m’ye, dere kanalını da 18 m’ye çıkarmıştır. Bu proje incelendiğinde, 30 m’lik kamulaştırma bandının içinde dere yatağının sağında ve solunda 6’şar metrelik yollar ortada da 18 m’lik trapez kesitli kanal görülmektedir. Ancak, projede menbaadan mansaba doğru sırayla 10 m, 14 m. ve 18m.’lik kesitler önerilirken, 30 m’lik kamulaştırma bandının sabit kalması anlaşılamamıştır. Kanal kesitlerindeki bu değişikliklere göre 30 m’lik kamulaştırma bandının da aşama aşama daraltılarak, özellikle yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde, daha az kişinin mağdur olması yoluna gidilmelidir.
30 m’lik kamulaştırma bandının tespitinde arazi çalışması yapılmadan ve pafta üzerinden mülkiyetlere bakılarak yapıldığı izlenimi vermektedir. Çünkü dere ıslahı yapılırken kamulaştırma için, Küçükköy Deresi’nin omurgası baz alınmamış, bazı bölgelerde boş alanlar yerine yapılaşmış alanlar kamulaştırma bandına alınarak, kamulaştırma maliyetleri yanında yıkım maliyetleri de projeye ek yük olarak getirilmiştir. Ayrıca sağlıklı bir arazi çalışması yapılmadığından kamulaştırma bandının, bazı yerlerde niteliği düşük yapılar yerine nitelikli yapıların olduğu yerlerden geçirildiği komisyonumuzca gözlemlenmiştir. Kamulaştırma bandının genişliği dışında, kapsadığı alan da tartışmalıdır.
Kamulaştırmalar nedeniyle evleri yıkılan vatandaşlara konut olarak gösterilen Çobançeşme Afet Konutları Mevzii İmar Planına rağmen ek olarak yapılan yeni binalar da tartışmalıdır. Çünkü bu binalar; adı geçen planın yeşil ve donatı alanlarında % 45’i geçen eğimli alanlarda, 5-6 katı eğimden dolayı yol kotu altında yapılmıştır. Bazı yollar ise aşırı dolgu ile dere yatağı üstüne inşa edilmiştir. Gerek, %45’i aşan eğimli yamaçlarda inşa edilen çok katlı konut alanlarındaki yer yer çok ayrışmalı ve sık eklemli, çatlaklı, kumtaşı katmanlarında, gerekse kalın dolgular oluşturularak alüvyon üzerinde inşa edilen yolların oturduğu zeminlerde, taşıma gücü, sıvılaşma, oturma ve yamaç duraylılığı özelliklerinin , inşaat aşaması öncesinde araştırıldığını umuyoruz. Aksi halde ivedilikle yamaçlardaki çok katlı yapıların yer aldığı zeminlerin, duraylılık ve deprem sırasında olabilecek risklerin analizlerinin yapılması ve uygun önlemlerin alınması gereklidir.
Öte yandan 775 sayılı yasaya göre konut tahsisinde de vatandaşlara gerekli yasal kolaylık sağlanmamıştır. Geçmiş dönemlerdeki uygulamalarda olduğu gibi borçlandırmada 20 yıla varan vade ile taksitlendirmesi, kiracı durumunda olan mağdur vatandaşlara ise kiralık yer tahsisi ile bu sosyal yaranın sarılması yoluna gidilmelidir.
30 m’lik bir bandın düzenlenmesi suretiyle kentin değişimi ve dönüşümüne katkı sağlanacağı düşünülüyorsa, bilinmelidir ki kentsel dönüşüm; bütünlüklü araştırma yapmadan, yatırımcı müdürlüklerin bir sorunu ortadan kaldırmak üzere hazırladıkları projeler ve uygulamalarla sağlanamaz. Kentsel dönüşüm için sokak sokak, hane hane araştırmalar yapılmalı, analitik araştırmalar ve analizler sonucunda her mekana uygun projelerle sokak sokak dönüşümün sağlanması gerekir. Dere ıslahı gibi projelerin, kentsel dönüşüm amacı için araç olarak kullanılması sağlıklı bir yaklaşım değildir. Böyle uygulamalarla bölgede yaşayan halkın mağdur edilmesinden başka sonuç elde edilemez. Halbuki kentsel dönüşümde asıl olan, orada yaşayanlarla birlikte mekanın kültürel ve sosyal olarak gelişmesi, değişmesidir.
Tüm uzmanların dikkat çektiği büyük İstanbul depreminden önce bu çalışmaların başlaması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak olan planlama çalışmalarında, dere yataklarındaki alüvyonların olası deprem sırasında taşıma gücü kaybı ile sıvılaşma riski açısından incelenmesi ve gerekirse bu alanların yapılaşma dışında bırakılması, dere ıslah çalışmalarını da kolaylaştıracaktır.
Sonuç
Yapılacak dere ıslahı ve atık su kollektör inşaatının bitmesi zaman alacağından, öncelikle yeni bir sel felaketinin yaşanmaması için galerinin temizlenmesi ve hafriyat dökümünün engellenmesi, ayrıca atıksu güzergahının da incelenerek kırık bacaların tamiri gerekmektedir.
Kısa vadeli çalışmalarda öncelikle her şiddetli yağışta sel felaketinin yaşanmaması için minimum maliyetli dere ıslah çalışması olan 8.50 m genişliğinde, 3.50 m yüksekliğinde dikdörtgen kesitli projenin maksimum 20 m’lik kamulaştırma bandı ile dere ıslah çalışmasının bitirilmesi ve şiddetli yağmurlarda sokaklarda oluşan suların, yağmur suyu sistemi ile toplanması alçak kotlardaki yapıların su baskınları ile karşı karşıya kalma riski ortadan kaldıracaktır.
Uzun vadede ise, Alibeyköy ve benzeri bölgeler şehircilik açısından çok kötü durumdadır. Her katta kullanılan farklı malzemeler, korozyon, çarpıklık ve şekilsizlik binaların genel durumunu yansıtırken mimarlık-mühendislik hizmeti almamış olmaları bölgenin depremsellik açısından da tehlikelidir. O nedenle imar aflarının çözüm olmayacağının daha önce yaşanan deneyimlerden de ders çıkararak görülmesi, bu bölgeler için yerleşmelerdeki halkı gözardı etmeyen, yıllardan beri yaşadıkları yerleri terke zorlamayan, yerleşmelerin halkı ile bütün olarak gelişmesini ve değişmesini sağlayan kentsel dönüşüm projelerinin deprem gerçeği ile düşünülerek hayata geçirilmesi, sokak sokak sosyal doku araştırmalarının başlatılarak kentsel dönüşüm modellerinin oluşturulması gerekmektedir.
KOMİSYON ÜYELERİ
|