|
1.9.İmar Kanunu Tasarısı ve Taslakları Hakkında Görüşlerimiz
Şube adına hazırlayanlar: Dr. Pelin Pınar ÖZDEN, Dr. Hülya YAKAR, Dr. Sırma TURGUT, Cem SARAÇLI, Aytaç ÖLKEBAŞ, Ali Rıza NURHAN, Yrd.Doç. Dr. S. Şence TÜRK
3194 sayılı İmar Kanunu’nun, yürürlüğe girdiği günden bu yana planlama ve dolayısıyla şehirler açısından çok ciddi sıkıntılara yol açtığı bilinmektedir. Özellikle de 1990’lı yıllardan itibaren, küreselleşmenin kentler üzerindeki baskılarının giderek artması, Avrupa Birliği’ne giriş çabalarının hızlanması ve ancak son yıllarda afet gerçeğinin fark edilmesi ile birlikte, planlama gündemindeki söylemlerin farklılaşması, konuların çeşitlenmesi ve bir anlamda planlamanın içeriğinin yeni kavramlarla dolmaya başlaması karşısında, söz konusu kanun, gereksinimleri karşılamada son derece yetersiz kalmıştır.
Sayılan bu nedenlerle, İmar Kanunu’nun, bugünün ve geleceğin gereksinmelerine yanıt verebilecek bir içeriğe sahip olacak şekilde revize edilmesi gereği açıkça ortadadır. Bu nedenle, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanan 2004 tarihli İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’na olumlu bakılması gerektiği düşüncesini taşımaktayız.
Bununla birlikte, Türkiye’nin gündeminde yer alan yasa tasarısı taslakları yalnızca İmar Kanunu Tasarısı Taslağı ile sınırlı değildir. Bu nedenle, İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’nın, İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve hemen hemen aynı dönemde ortaya çıkmış olan ve yasalaşan Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilip Cumhurbaşkanı’nca meclise iade edilen Belediyeler Kanunu ve İl Özel İdareleri Kanunu ile eşgüdümlü bir şekilde hazırlanması, tanımlanan kavramlar açısından dil ve anlam birliği sağlanması, tanımlanan yeni yönetsel birimlerin birbirilerini tamamlayıcı olması ve tüm bu taslakların her anlamda birbirleriyle örtüşüyor olmasına dikkat edilmesini vurgulamak gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, planlama ve kent yönetimi mevzuatı, birbirleriyle son derece ilişki içinde olan, birbirini tamamlaması gereken sistemlerdir. Ait oldukları üst sistemlerle (kamu yönetimi) de aynı koordinasyonu sağlaması gereken bu yapılanma, ancak böylesi bir koordinasyon içinde etkin ve hedefine ulaşabilen bir uygulamayı olanaklı kılacaktır.
Yukarıda sıralanan ve dikkat edilmesi gerekliliği vurgulanan konular açısından incelendiğinde, İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’nın, diğer üç kanundan bağımsız olarak hazırlanmış olduğu ve bu kanunlarla tam olarak örtüşmediği görülmektedir. Aynı şekilde, genel gerekçede başvurulduğu belirtilmekle birlikte, Cumhurbaşkanı’nca meclise iade edilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu genel anlamda bir eşgüdüm yakalanabilmiş değildir.
Bu bağlamda, yukarıda adı geçen yasa tasarılarının hazırlanmasında şu ilkeler gözetilmelidir:
Bu genel eleştirilerin ardından maddeler bazında üzerinde durulması gereken noktalar sırasıyla şöyledir:
Burada bir kavram kargaşası bulunmaktadır. Eğer buradaki plan kademelerinde “mekansal” ifadesine neden gerek duyulduğu açık değildir. Taslakta “strateji” kelimesinin dar anlamda kullanıldığı yönünde bir izlenim elde edilmektedir. Strateji planı, yalnızca mekansal hedefleri içine alan bir olgu değildir. Özellikle de ülke planı gibi çok geniş boyutları olan -bu boyutlar kendi tanımında da sıralanmaktadır- bir plan kademesi için yeterli değildir. Bu nedenle bu plan kademelerinin doğrudan Ülke strateji planı, bölge strateji planı ve yerleşme ana strateji planı olarak taslakta yer alması, bunları içine alan kavramın ise “Strateji Planı” olarak anılması, gerekiyorsa ve taslağın ileri maddelerinde yer alacak ise ayrıca bir “mekansal strateji planı” tanımı yapılması daha uygun olacaktır.
Ayrıca, Bölge Strateji Planları için, “...Ülke Mekansal Strateji Planında belirlenecek bölgelerde....” ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, tüm ülke için bölgelerin belirlenmesi anlamını taşımamaktadır. Ülke çapında Bölge Strateji Planlarının yapılabilmesi için, Ülke Mekansal Strateji Planlarının tüm ülkeye yönelik olarak bir bölgeleme çalışmasını yapmasının zorunlu olduğu vurgulanmalıdır. Aksi takdirde Bölge Strateji Planı olmayan alanlar ortaya çıkabilir ki bu da daha alt ölçekte plansızlığa yol açabilir.
Söz konusu plan kademelerindeki ölçeklerin daha net hale getirilmesi gerekmektedir.
Yine aynı maddeye yönelik olarak getirilecek olan bir diğer eleştiri, bu plan kademeleri içinde, TBMM’ne görüşülmek üzere geri yollanan Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nda öngörülen ve AB müktesebatına uyum çerçevesinde de yer alan “Bölge Kalkınma Ajansları”, “Bölge Planlama Komisyonu”, “Ulusal Plan Komisyonu” ve “Ülke Mekansal Strateji Plan Şurası” gibi yeni örgütsel birimleri kapsayan bir modelin yer almasıdır. Bu birimler taslağın tanımlamalar bölümünde yer almadığı gibi, tartışmaya açık bir modeli ortaya koymaktadır. Planlama birimleri içindeki çok başlılık, mevcut durumda en önemli sıkıntılardan birini teşkil ederken, yeni birimlerin bu yapılanmaya eklenmesinin getirileri tartışılmalıdır.
Burada vurgulanması gereken bir diğer nokta da, 10. maddenin a bendinden kaynaklanmaktadır. Stratejik planlama yaklaşımında, süre kısıtlamasından söz edilemez; çünkü strateji kavramı, değişen koşullara göre yeniden yapılanmayı gerektirir.
Bunlardan ilki, nazım imar planlarının hazırlanmasında kadastral durumun aranmasını zorunlu hale getirmesidir –yürürlükteki İmar Kanunu’nda “varsa kadastral durum” denmektedir-. Bu gelişme son derece olumlu olmakla birlikte, önce kadastro geçmesi, ardından nazım planın yapımı şeklindeki yeni işleyişten dolayı, uygulamada zaman açısından sorun yaratabilecektir. Bununla birlikte, bunu bir avantaj olarak da görmek mümkündür. Bilindiği üzere, Türkiye’nin hemen hemen yarısının kadastrosu bulunmamaktadır. Nazım planın yapımı için kadastroyu zorunlu tutan yeni taslak, ülke çapında bir kadastro hareketi başlaması için tetikleyici bir misyon üstlenebilecektir.
Nazım planın jeolojik, afet tehlike ve mikro bölgeleme haritaları işlenmiş olarak yapılmasının öngörülmesi, önemli gelişmeler arasında yer almaktadır.
Bir başka önemli gelişme ise, nazım planın, dönüşüm alanlarını da kapsamasıdır. Dönüşüm alanlarının sınırlarının saptanması gerekliliği, bizlerin uzun zamandır vurguladığı bir gerekliliktir. Bu nedenle nazım planın kapsamında bu alanların da bulunması çok olumlu bir yaklaşımdır. Bir adım ileriye giderek, bu yaklaşımı, koruma alanlarını da içine alacak şekilde genişletmek daha da doğru bir yaklaşım olacaktır. Böylelikle özel amaçlı plan kavramı terkedilmiş olacak, dönüşüm planları ya da koruma planları, nazım planın bir parçası olarak ele alınacaktır.
Nazım planın “Kentsel Sakınım Değerlendirmelerini ve eki Eylem Program Alanlarını kapsayan, kentsel bölgeleri ve plan ve proje uygulama alanlarını gösteren” plan olarak tanımlanması çok kapsamlı bir çalışmadan sonra nazım imar planlarının oluşturulacağı anlaşılmaktadır.
“Afet Eylem Programı: Afet riskli alanlarda İlgili İdarelerce hazırlanan ya da hazırlatılan, afet zararlarını azaltmak amacıyla tekil taşınmaz düzeyinde sağlamlaştırma, yıkım, İmar Hakkı Aktarımı gibi kararları da içeren öncelikli imar programıdır.
Afet Etki Değerlendirmesi : Afete maruz ve riskli alanlarda İlgili İdarelerce hazırlanacak veya hazırlatılacak; olası bir afetin, risk düzeylerine göre, yapılaşma, can ve mal kaybı ile genel hayat üzerinde yaratacağı etkileri belirleyen ve bu alanlarda yapılacak plan ve programlarla bir bütün olan rapordur”.
“Yüksek Yapı:Yapının herhangi bir cephesinden görünen yapı yüksekliği 30.50 metreyi geçen veya görünen görünmeyen bodrum katlar dahil olmak üzere toplam kat adedi 13’ü geçen yapılardır.
Kamu Yapısı: Kamu kurum ve kuruluşlarının, mülkiyeti kendilerine ait parsellerde, kendi kullanımları için, sorumluluğun ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile yetkili kıldığı özel / kamu kuruluşlarınca üstlenilerek yaptığı, yapacağı, yaptıracağı yapılar.
Özel Yapı: Yürürlükteki planlarda özel hastahane, özel eğitim ... v.b. gibi "özel" olarak ifade edilen, kamu statüsü taşımayan veya belirli kişi yada kuruluşlara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanınan yapılar.
Gecekondu: Başkalarına ait arazi üzerinde yapılmış yapılardır.
Kaçak Yapı: Kendi arazisi üzerinde imar planlarına, ruhsata esas bir yasal işleme dayanmayan ve herhangi bir şekilde yapı ruhsatına konu olmayan yapılar.
Ruhsatına Aykırı Yapı: İmar planlarına veya ruhsata esas bir yasal işleme göre yapı ruhsatı almış; ancak bu ruhsata aykırı olarak inşa edilmiş yapılar”.
Yeni imar planının yapımı, askıya çıkışı, itirazların değerlendirilmesi ve dava süreçleri gibi uzun süren gelişmelerin tümünün, 20 yıllık bu sürenin bitiminden önce sonuçlanmış olması gerekmektedir. Aksi takdirde, yerleşmede plansızlık dönemi başlayacaktır. Bu nedenle, plan boşluğu yaratmamak açısından, bu çalışmaların, 20 yıldan daha önce başlaması konusunda da bir yaptırım getirilmelidir.
Aynı maddede, plan “toplumsal sorunları çözen.....” bir belge olarak tanımlanmaktadır. Bu maddenin yumuşatılarak, “ plan, toplumun refah düzeyini ve yaşam kalitesini arttıran / arttırmayı hedef alarak toplumsal sorunları çözmeye çalışan.....bir belgedir” şeklinde yeniden düzenlenmesi, içeriğini ve amaçlarını doğru şekilde ortaya koymaya yardımcı olacaktır.
Yine aynı maddede, “ihtiyaçtan fazla alan kullanıma açılamaz” ifadesi yer almaktadır. Bu madde ile ülkenin konut sorununun temelinde yer alan hesapsızca konut üretimi kısıtlanabilecek, kent içindeki sorunlu alanların rehabilitasyonu konusunda da bir ivme kazandırabilecektir.
Taslağın engellileri dikkate alması da büyük önem taşımaktadır. Bu noktada bir adım daha ileri gidilerek, engellilerin gereksinmelerine yanıt verecek fiziksel çevre koşularının sağlanması, bir zorunluluk olarak yerel yönetimlere verilmeli; bu zorunluluk yerel yönetim reform taslağı içinde de yer almalıdır. Engellilere duyarlı fiziksel çevre koşulları, kentsel tasarım projeleri ile desteklenerek geliştirilmelidir. Bu konu, Avrupa Birliği’ne giriş süreci içinde dikkate alınması gerekli önemli konu başlıklarından biri olarak planlama gündeminde yer alacaktır.
Dönüşüm projelerinin kapsamında sayılanlar arasına, yurt dışı uygulamalarda sık sık karşılaşılan ve dönüşüm kapsamı içinde yer alan “yeniden üretim (regeneration) ve sağlıklaştırma (rehabilitation), yeniden canlandırma (revitalization), seçkinleştirme (gentrification) ve temizleme (urban clearance)” da eklenmelidir.
Aynı maddede, gerekli incelemeleri yapılmayan, araçları belirlenmeyen dönüşüm projelerinin ilgili idarece onaylanmayacağı belirtilerek doğru bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu maddeye yöntemin de eklenmesinde yarar görülmektedir.Ancak burada önemli ve öncelikli olan bir başka nokta daha bulunmaktadır: Projelerden de önce, dönüşüm alanlarının saptanması konusunda kriterler belirlenmelidir. Bu kriterler arasında kentsel yoksunluk, alandan geriye kaçış / terkedilmiş, boşaltılmış alanlar, sağlıksız / niteliksiz üst yapı / fiziksel çevre koşulları, afete dayanıksız yapı stoğunun miktarı, ekonomik ve coğrafi anlamda yüksek bir potansiyel değer (potansiyel değerin mevcut değerden yüksek seyretmesi), alana has özel işlevlerin etkinliğini yitirmesi / alandan uzaklaşması, tarihi yapı stoğunun durumu, alandan hoşnutsuzluk, sağlıksız ulaşım deseni gibi kriterler sayılabilir. Dönüşüm alanı olarak saptanacak olan alanın bu kriterlerden bir ya da birkaçını içerdiği bilimsel olarak tespit edilmelidir. Bu tespitin ardından, aynı sit alanlarının tescili gibi dönüşüm alanı da tescil edilmelidir. İlgili yönetmelikte, nazım imar planlarında ve uygulama imar planlarında dönüşüm alanlarına yönelik olarak kullanılacak lejant oluşturulmalıdır.
Yerleşme Ana Strateji Planı’nın hazırlanma ve onama süresi 5 yıl olarak belirlenirken, Ülke ve Bölge Strateji Planları’nın hazırlanma süresi taslakta yer almamıştır. 5 yıldan daha kısa bir sürede yapılması gerektiği anlaşılmakla birlikte net bir tanımlama bulunmamaktadır. Bu boşluk, bir plansızlık süreci yaratabilecektir. Ülke ve Bölge Strateji Planı uzun bir süre yapılmazsa, Yerleşme Ana Strateji Planı da yapılamaz. Dolayısıyla nazım imar planı da yapılamaz ve yerleşmede bir plansızlık süreci başlar. Çünkü taslak, “Planlama Kademeleri” başlıklı 6. maddesinde üst ölçekli plan kararlarına uygunluk ön koşulunu öngörmektedir. Taslakta, Yerleşme Ana Strateji Planı’nın 5 yıl içinde hazırlanması koşulu getirilmektedir. Bu süre fazlasıyla uzundur. Örnek vermek gerekirse, planı olmayan bir belediye, 5 yıl boyunca, yani bir belediyenin görev süresi kadar bir zaman süresince Yerleşme Ana Strateji Planının yapılmasını bekleyecek, Yerleşme Ana Strateji Planı yapıldıktan sonra kendi nazım planını üretecektir. Bu süre de 1 yıl olarak taslakta yer almaktadır. Sadece planın tamamlanmasına kadar geçen süre 6 yıldır. Plan tamamlandıktan sonra, plana yönelik bir de iptal davası açıldığı varsayılırsa, süre 10 yıllarla ifade edilecektir. Bu nedenle, Strateji Planlarının hazırlanması süreye bağlanmalıdır.
Aynı maddenin b bendinde “İmar Planları” tanımlanırken, eski taslaklarda var olan “kamu yararına bir zorunluluk olmadıkça, ek yoğunluk kararı, teknik-sosyal yapının kaldırılması, azaltılması, vs. ye olanak tanıyan plan değişikliği yapılamaz” ifadesi doğru bir yaklaşım olmasına rağmen bu taslaktan kaldırılmıştır, neden kaldırıldığı anlaşılamamıştır.
İlgili idareler; yapılaşma koşulları, örgütlenme, kullanım, işletme konularında bu Kanun hükümlerine uygun olarak özel plan ve proje uygulama araç ve yetkilerinin kullanıldığı farklı kentsel bölgeler tanımlayabilir.
Nazım ve uygulama imar planlarında sınırları işlenen ve plan raporu ve notlarında uygulama koşulları belirlenen kentsel plan ve proje bölgeleri, bir imar adasından küçük olamaz” denmektedir. Böylelikle imar adası bazında farklı yapılaşmaların görüldüğü alanların ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca Madde 14’ te verilen kentsel bölgeleme yetkisinin hangi durumlarda kullanılacağı konusunda bir açıklık bulunmamaktadır.
Aynı konuyla ilgili olarak 09.07.2004 tarih ve 5215 sayı ile mecliste kabul edilip, Cumhurbaşkanı tarafından meclise iade edilen Belediye Kanununda ise ....”Hazineye ait taşınmazlardan, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 1/5000 ölçekli nazım imar plânı içinde kalanlar; belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye, büyükşehir belediye teşkilâtı kurulan yerlerde beşbin metrekarenin üzerinde olanlar büyükşehir belediyesine bedelsiz devredilir. Bu şekilde devredilen taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmeti alanı olarak ayrılan yerler, bedelsiz ve müstakil parsel olarak Hazine adına resen tescil edilir. Bu hususta tapu kütüğüne şerh konulur.
Bunların satılması, kiralanması veya gelir getirecek başka bir şekilde değerlendirilmesi halinde elde edilecek gelirin yarısı Hazineye aktarılır “denmektedir.
Buradan anlaşılacağı üzere iki kanun arasında çelişki ortaya çıkmaktadır.
Yoğun yapılaşmanın yer aldığı alanlar, afete riskli alanlar, koruma alanları taşınmaz iyeliği aktarım hakkı kullanma alanı gibi özel uygulama niteliklerine sahip alanlarda bu oran % 50’ye kadar yükseltilebilir. Bu oranın hangi durumlarda, ne ölçüde yükseltilebileceği ve uyulması gereken esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Düzenleme ortaklık payı ile elde edilen alanlar, düzenlemeye konu yerlerin ihtiyacı olan ve tescile tabi olmayan meydan, yol, park, yeşil alan, çocuk bahçesi, otopark, pazar yeri, oyun alanları ile, tescile tabi, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulöncesi, ilk ve orta öğretim, karakol, dini tesis, kapalı otopark, kapalı pazar yeri, birinci basamak sağlık tesislerinden başka amaçla kullanılamaz. Tescile tabi umumi hizmet alanları Hazine adına tescil edilir ve ilgili kurumlara bedelsiz olarak tahsis edilir. Bu alanlar özel mülkiyet kullanımına konu edilemez ve satılamaz. İlgili idareler kendi adlarına düzenleme ortaklık payı kesintisi kaynaklı arsa edinemezler” denmektedir. DOP oranının %45’lere ve bazı bölgelerde %50’lere çıkartılmış ve DOP kapsamına Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulöncesi, ilk ve orta öğretim, kapalı otopark, kapalı pazar yeri, birinci basamak sağlık tesislerinin eklenmesi ve bu alanların ne maksatla kullanılacağı açıkça belirtilmesi olumlu bulunulmuş, 3194 sayılı kanundaki karışıklığın önüne geçileceği düşünülmektedir. Ayrıca eski taslaklarda var olan kültürel tesislerinde DOP kapsamı içine alınması daha doğru olacaktır.
Sonuç olarak, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca hazırlanan İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’nın, İmar Kanunu’nun bugün karşılayamadığı afet, dönüşüm, planlama kademeleri ve plan içerikleri gibi konularda yeni arayışlar içine girerek bu konuda önemli bir açınım getirdiğini, bu anlamda önemli bir adım atılmış olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, taslağın henüz yeterli derece olgunlaşmadığı, genel kurgu, plan kademeleri, kavramlar, tanımlamalar, içerikleri, imar planı uygulama araç ve yöntemleri gibi konularda daha detaylı çalışmalara gereksinim olduğu da ortadadır. Eksik olan bu çalışmaların da tamamlanmasıyla planlama açısından önemli bir aşama kaydedilmiş olacaktır.
1.9.b. İmar Kanunu Tasarısı Taslağı Ve Yeni Gelişmeler, Şubat-Nisan 2005
Bu çalışma, iki ana başlıktan oluşmaktadır. İlk başlık altında, Aralık 2004 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanıp gündeme getirilen İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’nın planlama disiplinini doğrudan ilgilendiren ilk üç bölümü madde madde değerlendirilmiş; ikinci başlık altında ise, 2005 yılı Nisan ayı içinde gündeme getirilen ve bu taslakta madde bazında değişiklikler yapılmasını öngören maddeler irdelenmiştir. Bu çalışma, yaklaşık üç ay süren komisyon toplantıları sonucunda derlenerek rapor haline getirilmiştir.
A. İmar Kanunu Tasarısı Taslağı Hakkında Görüşlerimiz:
Giriş:
Dünya’da yaşanan değişimler ile birlikte Türkiye’de de kentleşmeye ve kentsel yönetime yönelik yaklaşımların yeniden gözden geçirilmesi gereğinden hareket edilerek 3194 sayılı İmar Kanunun da günümüz koşullarında değişiklik yapılması yoluna gidilmiştir. İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’nın hazırlanma sürecinde; günümüze kadar yaşanan kentleşme sürecinin analizi; planlama, uygulama ve yapıya yönelik değişen yaklaşımlar ve ortaya çıkan sorunlar dikkate alınmıştır. Bu sorunlar ve yeni fırsat ve olanaklara da verilecek yanıtlarla, önümüzdeki 20-30 yılın yönlendirici kararları oluşturulma düşüncesi ile hareket edilmiştir. İmar mevzuatımızda yapılan bu değişiklik ile geçmişte olduğu gibi, İmar mevzuatına aykırı hareket ve durumun meşrulaştırması yolunun açılmamasına özen gösterileceği genel gerekçede ifade edilmektedir. Ayrıca Taslakta; Türkiye’nin imar ve planlama düzeni genel çerçevesi oluşturması hedeflenmiştir: Bunun yanında, Anayasa’nın; “Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” ile diğer hükümleri çerçevesinde, Avrupa Birliği’ne uyum süreci de dikkate alınarak, yasalarla uyumu ve eşgüdümü sağlama hedefinden de söz edilmektedir.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın Aralık 2004 tarihinde hazırlamış olduğu Taslağı, ülkemizde yaşanan olayların sonucunda imar denetimi konusunda ortaya çıkan sorunlara çözüm arama çabası olarak algılamak yerinde olacaktır.
1985 tarihli 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından konut sektöründe ortaya çıkan hareketlilik, kamu otoritesi tarafından yeteri kadar denetime tabi tutulamamıştır. Bunun sonucunda, İmar Mevzuatına aykırı yapıların sayılarının artması, kamu hizmetlerini yerine getirmede katlanılamaz sıkıntılara yol açması ve 1999 Ağustos ayında Gölcük merkezli depremin yarattığı şok dalgasıyla; yerleşmelerin yer seçiminde, yapılaşmaların denetimindeki yetersizlik ile plan yapım sürecinde yapılması gereken araştırma ve veri değerlendirilmesinin yeterince yapılmadığı gerçeklerini ortaya çıkarmıştır.
Söz konusu İmar Kanunu Tasarı Taslağı sistematik açıdan genel bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda, kanun tekniğinden uzak, arzu edildiği şekliyle şehircilik faaliyetlerine bütüncül bir bakıştan ziyade parçacıl, yetki açısından kurumlar arası uyuşmazlığı tahrik edecek, plan türleri açısından büyük bir kavram karışıklığına yol açacak ve uygulama araçları açısından da kamu otoritesinin takdiri uygulamalarına son derece açık fırsatlar tanıyabilecek hükümler içermektedir.
Tasarı içerdiği hükümler göz önünde tutulduğunda genel gerekçesinde belirtildiği şekliyle; “kentleri bir yaşam ve kültür mekanı ve bu mekanları sürdürülebilir kentleşme ilkesi çerçevesinde geliştirmek ve ülkenin planlı çalışma sonucunda sanayinin ve tarımın dengeli ve uyumlu gelişimini sağlamayı” amaçlamaktan çok uzak olduğu görülmektedir. Getirmiş olduğu yeni planlama anlayışı, yetki düzeni, mülkiyet kurumu ve yeni uygulama araçları, tasarının amacını gerçekleştirmeden uzak düzenlemelerdir.
Tasarı amaç ve kapsam maddesinde de belirttiği gibi kentsel ve kırsal alanda planlı kentsel dönüşümün sağlanmasını amaçlamaktadır. Oysa bu tasarı, planlama alanında genel ve çerçeve hükümler içermesi amacını gütmelidir.
Özetlemek gerekirse, Taslağın genel anlamda içerdiği sorunları şöyle sıralamak mümkündür:
Tasarının bütününde “eksik” ve “zayıf” olan hususlarıdır.
Taslağın planlama bilimi ve mesleği ile doğrudan ilgili olan ilk üç bölümü kapsamlı olarak ele alınmıştır. Aşağıda bu üç bölüme ilişkin görüş ve önerilerimiz yeralmaktadır:
Maddeler Hakkında Görüşler
Madde 1- Tasarı Amaç başlıklı birinci maddesiyle; kentsel ve kırsal alanda
Madde kentsel ve kırsal alan olarak tanımladığı ancak hukuki tanımı bulunmayan bir yerde arazi kullanımı, yapılaşma ve kentleşme alanlarında kentsel dönüşümü amaçlamaktadır. Oysaki kentsel dönüşüm yapılacak faaliyetlerin bir bölümünü içermektedir. Karmaşık ve farklı anlamlar yüklenecek amaç maddesi daha öz ve hedefe yönelik düzenleme yerinde olacaktır. Genel ilkelere yönelik ilkelerin amaç maddesinde de bulunması yerinde görünmemektedir.
Maddede; (doğal ve yapılı) çevrenin düzenlenmesi, yerleşmenin ve yapılaşmanın teşekkülünün planlı olarak sağlanması amaçlarının vurgulanması yeterli olacaktır. Bu anlamda Amaç maddesinin, aşağıdaki haliyle düzenlenmesi öngörülmektedir:
Madde 2- Tasarının bu maddesinde gözetilmesi gereken; bu kanunun yer bakımından nereleri kapsayacağı, konu itibariyle neleri içereceğidir. Aşağıda ifade edildiği şekliyle tasarının yer bakımından “kentsel ve kırsal” alanları kapsayacağı anlaşılmaktadır. Oysa bu iki kavram hukuki içerikten yoksun bir şekilde, sadece sosyolojik ve ekonomik anlam taşımaktadırlar. Bu nedenle bu iki kavramın yerine, idari sınırları ifade eden yetki düzenlemesinde yer bakımından sınır belirleyici kavramlara yer vermek yerinde olacaktır. Hatta bu kanun ülkemizin her yerinde uygulanacağından bir yer belirlemesine de çok lüzum bulunmamaktadır.
Konu bakımından kapsamına gelecek olursak tasarı; arazi kullanımı, yerleşme yapılaşmaya ilişkin hususlarda;
Bunların dışında kapsam maddesi resmi ve özel tüm yapıların ve donatılı çevrenin, tasarının amacına uygun olarak her tür ve işlemin hazırlanmasını da düzenlemektedir. Resmi ve özel yapının dışında bir başka tür yapıya rastlamak olası olmadığı için böyle bir ayrımın manasını ve “her tür iş” ten ne kast edildiğini anlamak mümkün olmamaktadır.
Yukarıda açıkladığımız gerekçeler nedeniyle kapsam maddesi aşağıdaki şekliyle düzenlenmesi bizce daha uygun görülmektedir.
Madde 3- Tanımlar başlıklı bu madde esas itibariyle kanun metninde ifadesi tam olarak bulunamayan ve kavramın içeriğinin belirlenmesinde güçlük çekilen kavramların tanımlandığı ve kanun metnin yorumlanmasında esas alınacak kavramların tanımlandığı maddedir. Ayrıca tanımlamalar yapıldıktan sonra bu kanunun uygulamasını gösteren bir başka alt işlem olan yönetmelik ile yeni tanımlamalar getirileceğine ilişkin bir düzenleme kanun metninin yorumlanmasında yeni esaslar getireceğinden sakıncalı bir durum olarak göze çarpmaktadır. Bu nedenle kavramlar mümkün oldukça düzenlendiği yerlerinde tanımlanarak düzenleme ilkeleriyle birlikte ele alınmalıdır. Planlama kademelerinin yeniden tanımlandığı ve adlandırıldığı Taslakta, özellikle Stratejik Planlama kavramının öne çıkarıldığı görülmektedir.
Bu yaklaşımlarda tüm olguları bir arada değerlendirme olan planlama yaklaşımını daraltmaktadır. Bu noktada planlama olgusunun içine giren “strateji” kelimesinin iyi anlaşılması gerekmektedir.
Strateji kelimesinin sözlük anlamı: “bir amaca varmak için eylem birliği sağlama ve düzenleme sanatıdır”. Strateji, geleceğe nasıl ve hangi yollardan ulaşılacağını gösteren genel bir planlamadır. “Strateji” kelimesi daha önce planlama süreci içinde, planın uygulama stratejileri anlamında kullanılan bir terimdir. Bu durumu ile, oluşan bir plan kararının uygulama araç ve yöntemini belirlemek için kullanılmaktadır.
Bu yönüyle bakıldığı zaman planlama her yönüyle daha kapsayıcı bir olgudur. Stratejik planlama ise, planlamanın önemli bir unsurudur. Planlama ve stratejik planlama olgularının kentsel planlama, bölge planlama ve ülke planlaması için, bu güne kadar oluşmuş olan şehir planlama bilimi ve literatürü içinde değerlendirilerek, doğru bir yerde oturtulması, konunun anlaşılması için çok önemlidir.
Bu çerçevede, aşağıdaki tanımlarda, öneriler getirilmektedir; koyu renkli sözcükler, Taslağa ek olarak önerilen bölümlerdir:
Mekansal Strateji Planı: Tanımın ilk cümlesinde geçen “Ülke bütününde bölgesel stratejik değerlendirmeler kapsamında afet risklerinin azaltılması hedefini gözeterek,” ifadesi, afet risklerini odağına yerleştiren bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Afet risklerinin azaltılması ve bilimsel olarak doğru kentsel gelişme ve doğal yapının korunması bir bütün olarak zaten planlamanın temel amacı iken, sanki planlama amacına yeniden eklenen bir olguymuşçasına öne çıkarılması bir anlam taşımamaktadır. Planlamanın amacı bilimsel olarak en doğru eylemlerin en uygun mekanlarda oluşturulmasıdır. Amaç, mekansal alanların düzenlemesinde, insan yaşamı için en doğru eylemleri yönlendirerek doğal afetlerin risklerini hesaplayarak yanlış uygulamaların önüne geçmektir. Kısacası, doğal afetlerin analizi, planlamanın zaten bir parçasıdır.
Ülke
Mekansal Strateji Planı: Ülke bütününde
bölgesel stratejik değerlendirmeler kapsamında
Bölge
Ekonomik, toplumsal ve fiziki planlama çalışmaları arasında eşgüdümün sağlandığı, bölgedeki yerleşmelerin gelecekte üstlenecekleri rolleri bölgedeki kurumlardan toplanan bilgilere ve bilimsel verilere, kestirimlere dayanarak tanımlayan, buna bağlı olarak bölgedeki arazi kullanışlarını ve hedefleri belirleyen, düzenleme esaslarını getiren, toplumun kalkınması için gerekli düzenlemeleri tarif eden, sürdürülebilirliği sağlayan, alt ölçekli planların uyması gereken politikaları oluşturan, araçlara işaret eden, uzun dönemli mekansal hedeflerin uygulama aşamalarını belirleyen, açıklama raporu ve programı ile bir bütün olan, 1/200.000 veya gerekli durumlarda 1/100.000 ölçekli planı
Alt Bölge Planı: Yerleşme Ana Strateji Planı yerine, Alt Bölge Planı olarak adlandırılmalıdır. Mekansal ve işlevsel bütünlük içeren bir veya birden fazla il sınırları bütününde veya bir kısmında veya metropoliten alanlarda, ülke mekansal strateji planı ve bölge strateji planlarına uygun olarak, afete maruz ve afet riskli alanları, doğal kaynaklar ile tarihi ve kültürel varlıkların koruma alanlarını, konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi ana kullanımı kararlarını yürürlükteki tüm mevzuat hükümleri doğrultusunda yerel kalkınma amaçlı sektörel, mekansal ve tematik vizyon, politika, program ve hedeflerin mekansal stratejilerini katılımcı süreçlerle belirleyen, dönüşüm projeleri ve uygulama alanlarını bölgeleme mantığı içinde ele alan, sektörler arasında koruma kullanma dengesi sağlayan, idareler ve disiplinler arası eşgüdüm esaslarını içeren, alt düzey planları yönlendiren, 1/25000, 1/50000, ölçekte hazırlanan, açıklama raporları ve plan notları ile bir bütün olan planlardır.
Sakınım Değerlendirmeleri: Doğal ya da teknolojik tehlikeler nedeniyle yüksek risklerin yer aldığı yerleşme birimlerinde risk sektörlerini tanımlayarak, sektörel risk yönetim biçimlerini belirleyen, her risk sektöründe veri tabanı geliştirme yöntemini açıklayan, sektörün ilgililerini, yönetim biçim ve zamanlaması ile denetim ve izleme sorumlularını belirleyen, ilgili idareler, özel kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve yerel topluluk yönetimlerinin işbirliği ile uzun, orta ve kısa dönemlerde topyekun risk yönetimi için hazırlanan, imar planlarına risklere ilişkin mekansal bilgiler aktaran ve ilgili yönetmelikte belirlenen belgelerden oluşan plan ve çalışmaları,
Bu kavram, daha detaylı olarak Afet Kanununda yer alabilir. Bu planlar ele alınacak konular hakkında imar planlarına veri sağlar.
İmar
Planı:
Bölge ve Alt Bölge Planı
Nazım
İmar Planı: Onaylı
güncel sayısal halihazır haritalar üzerine kadastral durum, afet tehlike ve
mikrobölgeleme haritaları işlenmiş olarak, doğal, kültürel ve tarihi mirasın korunması, afete karşı dayanıklı
ve sağlıklı yerleşme ve yapılaşma ilkeleri gözetilerek, Bölge
ve Yerleşme Ana Strateji Planlarına uygun biçimde hazırlanan, arazi parçalarının
genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin
gelecekteki nüfus yoğunluklarını, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri
ile ilkelerini, ulaşım ana sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi
hususları içeren ve yerel kalkınmayı
hedefleyen, sektör ve sorunlara yönelik ana planlarını, eylem
planlarının yapılabileceği alanların sınırlarını ve konuları
belirleyen, dönüşüm projeleri ve uygulama alan
Uygulama
İmar Planı:
Onaylı güncel standart topografik kadastral haritalar
Kırsal Yerleşme Planı: Bu plan, yatay ve dikey planlama hiyerarşisi içinde tam anlamıyla yerini bulamamış bir plan türünü ifade etmektedir. Ölçek ve kapsam olarak içi tam olarak doldurulamamıştır. Bununla birlikte Bölge ve Yerleşme Ana Strateji Planına uygunluk koşulu aranması, bir ölçüde planlama hiyerarşisi içindeki yerini belirlemektedir.
Halihazır Harita: Bunun yerine önerilen, “Standart Topografik Kadastral Harita”: Herhangi bir bölgenin coğrafi, topografik özellikleri, fiziksel yapısı ve mevcut kullanım şekilleri ile kadastral durumunu, ülke nirengi ve nivelman ağına dayalı, ülke pafta bölümleme sisteminde, yersel, fotogrametrik ya da günün gelişmiş teknolojilerinden (uydu teknikleri) yararlanılarak sayısal, çizgisel ya da diğer yöntemlerle gösteren haritalardır.
Gerekçe:
Hizmetlerin bir bütün olarak kent bilgi sistemine yönelik sürdürülmesinde; toprak yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinde, sayısal üretilen standart-topografik-kadastral haritalara (STKH) olan gereksinme giderek artmaktadır. Ülkemizdeki planlama sürecinin, ülke nirengi ve nivelman ağına dayalı ve ülke pafta bölümleme sisteminde, standart birlik içinde sayısal olarak üretilmiş standart-topografik-kadastral haritalara bağımlı olması sağlanmalıdır. Bu şekilde üretilmiş haritalara bağlı olmadan üretilen planlar (ne kadar nitelikli olursa olsun) hem mekan hem de iyelikte çeşitli sorunların ortaya çıkmasına ve planların uygulanabilirlğiinin tehlikeye düşmesine neden olur. STKH yapımı, Türkiye’deki harita mühendislik hizmetlerinde köklü değişimlerin önkoşuludur. STK harita olmaksızın mekana dayalı bir coğrafi bilgi sisteminin ya da kent bilgi sisteminin oluşturulması olanaksızdır. Bu nedenle imar planı mesnedi olarak “halihazır harita” kavram ve tanımı yerine “standart topografik kadastral harita” terim ve tanımının kullanılması tercih edilmiştir.
Deprem Master Planında önerilen haritaların, planlamada altlık olarak kullanılacak haritalar olarak, ilgili tüm kurumlarca ayrı ayrı hazırlanması zorunlu tutulmalıdır.
Madde 4- Tasarının Genel Esaslar maddesi tasarı metninin yorumlanmasında esas alınacak ilkeleri düzenlediğinden, düzenlendiği şekli ile birbirini tekrar eden ve içerik açısından tam tanımlanmamış kavramların kullanılması yerine daha genel ve yönlendirici ilkelerin belirlenmesi ve net bir şekilde ortaya konulması görüşünü taşımaktayız. Madde metni yeteri kadar ilkeyi düzenlemiştir.Tekrarlardan kaçınmak amacıyla madde metninin sadeleştirerek düzenlenmesi, tasarı metninin yorumlanmasında sağlıklı ilkeler ve yön gösterecektir. Bu çerçevede, öneri aşağıdaki gibidir:
Madde 5- Eşgüdüm, Uygulama ve İstisnalar başlıklı madde düzenleme itibariyle planlamada yetki düzenlemesini tek elde toplayarak yetkide birlikteliği sağlama amacını gütmektedir. Bu anlamda olumlu bir yaklaşıma sahiptir. Ancak madde metninin düzenleme şekli ile bu amaca uygun bir sonuca varmak mümkün olmamaktadır. Zira bu madde metni başka eşdeğer kanunlarda var olan yetki düzenlemesinde öncelikle uygulama düzenlemesi getirmektedir. Oysa ki böyle bir düzenleme, diğer kanunlardaki düzenlemeleri ortadan kaldırmaz. Onlarla birlikte uygulama imkanı doğurur. Bu da yetki uyuşmazlığı olaylarını daha da büyük boyutlara taşıyacaktır . Bu nedenle bu madde bir iptal maddesi olmalıdır.
Böylece planlama alanında yapılmış diğer düzenlemeler gözden geçirilmeli, planlama faaliyetleri söz konusu bu maddenin içeriğine alınarak ayrı bir kısımda düzenlenmelidir. Örneğin, korumaya veya turizme ilişkin planlama hükümleri bu tasarının içerisinde ayrı bir kısımda düzenlenmelidir.
Madde 6- Planlama Kademeleri başlıklı madde metni daha önceki genel ilkeler başlıklı maddede de ifade ettiği gibi planlar arasındaki hiyerarşiyi düzenleyen bir maddedir. Bu, arzu edilen bir düzenleme olup planlar arasındaki ilişki üst plan alt planı bağlayıcı ve üst plan olmadan alt planının yapılmasını engelleyici olması ilkesini getirmektedir. Ancak burada getirilen ilke sadece imar planlarına ilişkindir. Oysa ki bunun bütün planlama hiyerarşisinde bir genel ilke olarak kabul edilmesi arzu edilmektedir.
Bu madde metni planlama türlerinde yeni plan türleri tanımlarken, plan hiyerarşisine ilişkin düzenlemede yenilikler getirmektedir. Bu madde metnine göre plan hiyerarşisi şöyle olmaktadır:
Mekansal Strateji Planları
İmar Planları
Parselasyon Planları
Bu düzenleme meri kanunumuzun düzenlemesinden pek farklı bir durum değil sadece plan türlerinde isim değişikliğine gidilmiş böylece plan yapım sürecinde yöntem farklılığı kabul edilmiş ancak plan hiyerarşisinin tam olarak planlama bütününe uygulanamadığı görülmekte ve bu hususun düzeltilmesi gerekmektedir. Ayrıca kırsal yerleşme planları, Kırsal alan planları şeklinde ismi ve mahiyetinin değiştirilmesi tasarının amacına uygun olacaktır.
Madde 7- Halihazır haritalar ile afet tehlike ve mikrobölgeleme haritalarının hazırlanması ve yapılmasına ilişkin hükümleri düzenleyen bu madde hazırlanma amacı itibariyle planların yapılmasında altlık oluşturan harita elde etmede getirmiş olduğu düzenlemeler meri kanunumuzun ilkelerine yenilik katarak teknolojik gelişmeler gözetilmiş ve mikrobölgeleme haritaları olarak yeni bir harita tanımlayarak verilerin işlenmesi ve değerlendirilmesi açısından yarar sağlayacağını düşündüğüm bir düzenlemedir. Maddenin c bendinde,“farklı ölçekteki haritalardan büyültme ile büyük ölçekli harita elde edilemez.” Denilmektedir. Bu hatalı ifadenin, “Onaylı haritalar büyütme veya küçültme yolu ile başka ölçekli haritalara dönüştürülemezler”şeklinde ifade edilmesi daha doğru olacaktır.
Maddenin e bendinde “Coğrafi ve mekansal bilgilerin ve haritaların üretiminde ülke boyutunda standart birliğinin sağlanması, gelişen uzay teknolojilerine ve coğrafi tabanlı bilgi sistemlerine altlık oluşturacak biçimde ulusal veri değişim formatında harita yapmak yada yaptırmakla ilgili idareler yükümlüdür.” Şeklinde getirmiş olduğu düzenleme ile belediyelere ve il özel idarelere; coğrafi tabanlı bilgi sistemlerine altlık oluşturacak biçimde ulusal veri değişim formatında harita yapma yükümlüğü yüklemektedir. Bu yükümlülüğün belediyeler ve il özel idareleri tarafından yerine getirilebilirliği tartışılmalıdır.
Madde 8 – Planlamaya İlişkin İlke ve Esasları düzenleyen bu madde sadeleştirilerek, Genel Esaslar başlıklı 4.madde den sonra 5. madde olarak metne girmelidir. Planın tanımının bu madde metni içerisinde yapılması yersiz görülmekte ve planları 20 yıl süreyle sınırlamanın planlama ilkeleriyle ne kadar bağdaştığı sorgulanmalıdır. 20 yılın, değişen dünya şartlarında uzun bir zaman olduğu şüphe götürmez; ancak böyle bir düzenleme planlama anlayışının özüne ne derece uygun olduğu da tartışmaya açıktır. Planın özellikleri sayılırken “toplumsal sorunları çözen” yerine; toplumsal sorunların çözümüne katkıda bulunan, “alternatifler içinde en uygununu seçen” yerine; alternatifler içinde en uygunu olan, “katılımı öngören”; yerine “katılımı sağlayan” denilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesi deyiminin içininidoldurulması da maddenin amacına ulaşmasında fayda sağlayacaktır. Bir başka önemli eksiklik, özel ihtiaç grupları ile ilgilidir. Maddede engellilerden sözedilmektedir. Ancak sadece engellilerden sözetmek yerine; ihtiyaçlara göre fiziksel çevre şartlarının geliştirilip düzenleneceği ve bu yapılırken de engelliler, yaşlılar, çocuklar ve diğer özel ihtiyaç gruplarının dikkate alınacağı belirtilebilir.
Planlamaya ilişkin ilke ve esaslar başlıklı madde yeniden değerlendirildiğinde aşağıdaki şekliyle düzenlenebilir.
Planlar,
Madde 9- Plan Yapım Esaslarını düzenleyen bu madde düzenleme esasları açısından değerlendirdiğinde plan yapım esaslarını değil, Yerleşme Ana Strateji Planı (Alt Bölge Planı) ve İmar Planının yapım esaslarını belirtmektedir. Oysa ki plan yapım esaslarını düzenleyen madde planlama hiyerarşisi içindeki her tür planlama faaliyetini düzenlemek zorundadır . |