1.8.Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı Hakkında Görüşlerimiz

 

1.8.a.Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı Hakkında Görüşlerimiz

 

Şube Adına Hazırlayanlar: ÖZDEN Bülent, ÖZDEN P. Pınar, ŞEN  Kübra, TURGUT Ahmet, YARAR Levent,  

Komisyon adına kaleme alan: Pınar ÖZDEN

 

Hiç durmadan artan  kentleşmenin büyük kentlerimiz üzerindeki yıpratıcı etkileri giderek daha fazla kent mekanını içine alır duruma gelmiştir.  Kentlerimiz her geçen gün biraz daha yok olmakta, eskiyen kentsel parçalar bakımsızlık ve köhneme sorunlarıyla mücadele ederken, yeni gelişen kentsel alanlar, yasadışılığı herkesin önüne bir vitrin gibi sergiler hale gelmiştir. Planlama ve koruma olgularının, bu devingen, hareketli kentsel organizmaya yeterince müdahale edemez bir noktaya sürüklendiği sırada, kentsel dönüşüm, sihirli bir değnek gibi planlama gündeminin odağına oturmuş, ilgili çevrelerin, özellikle de yere yönetimlerin, tüm kentsel sorunların çözümünde kurtarıcı bir formül olarak sarıldıkları, ancak içini bir türlü tam olarak dolduramadıkları bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Bu noktadaki temel yanlış, kentsel dönüşümü, planlamadan kopuk, bağımsız bir kavram olarak nitelendirmek olmuştur. Kentsel dönüşümü yalnızca  fiziksel bir düzenleme olarak kabul etme, sosyal, ekonomik boyutlarını ele almadan uygulama, yasadışı alanları yasallaştırmada bir araç olarak kullanma gibi diğer birçok hata da sayılabilecekler arasındadır. Bu hatalı kabullerin ekseninde, bir yandan da kentsel dönüşümü belli bir yasal tabana oturtma çabaları ortaya çıkmıştır. 

 

Bu süreç içinde, TMMOB Şehir Plancıları Odası olarak bizler tartışmalara, temel kabul olarak, kentsel dönüşümün esasen -tıpkı koruma gibi-  planlamanın bir parçası olduğunu ve bu bütüncül yaklaşımın, ancak planlamanın parçası olan her konuyu kendi içinde düzenleyen, geniş kapsamlı bir Planlama Yasası ile sağlanabileceği söylemiyle katıldık. Aslında özel amaçlı kanunların tümüne karşı olduğumuzu, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı’nın da özel amaçlı kanun niteliği taşıdığını savunduk. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nda bu amaçla yapılan yasal arayış toplantılarında da bu görüşümüzü vurguladık. Bu dönemde ayrı kollardan yürütülmekte olan İmar ve Şehircilik Yasa Tasarısı ve Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı çalışmalarının da bu anlamda birleştirilmesi gerektiğini savunduk. Odamızın bu görüşü doğrultusunda, bu iki tasarı, İmar Kanunu Tasarısı içinde birleştirildi; kentsel dönüşüm uygulamalarına yönelik maddeler, bu tasarı içinde yeraldı. 

 

Aradan uzun bir zaman geçmeden, karşımıza yeni bir dönüşüm kanunu tasarısı çıktı: Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı… Üst ölçekli bir planlama kanunundan bağımsız bir kentsel dönüşüm kanunu düşüncesini savunmamakla birlikte, “ayrı kanunlar çıkması olasılığı karşısında” birbiriyle eşgüdüm sağlamış bir kanunlar yelpazesi oluşturma ön kabulünün yaratılması gerektiği inancını taşımaktayız. Bu çerçevede, yeni Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı’na yönelik görüşlerimiz aşağıdaki gibidir:

 

1- Amaç ve Kapsam  Açısından: 

 

Tasarının, amaç açısından son derece dar sınırlar içinde kaldığı saptanmıştır. Madde gerekçeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, “tarihi kent bölgelerinin rehabilitasyonu ve depreme karşı tedbir alma” gibi iki temel amaçtan yola çıkılarak hazırlanmış gibi görünmektedir.  Oysa ki, kentsel dönüşümün amacı yalnızca “koruma” ve “deprem” için tedbir alma değildir. Sosyo-ekonomik yapıyı ıslah etme yönünde bir amacın bulunmadığı, yalnızca eskiyen kent parçaları üzerinde yeni konut, ticaret, turizm, vb. alanları yaratma amacıyla hareket edildiğini; yani yalnızca fiziksel bir müdahaleden sözedildiğini görmek mümkündür. Ayrıca deprem çok önemli bir faktör olmakla birlikte, eskimiş kentsel alanlarda yalnızca depremin değil, her türlü afetin büyük ölçüde risk teşkil ettiğini de vurgulamak gerekmektedir. Eğer bu kanun tasarısından amaçlanan, tarihi kent merkezlerini korumak ve yaşatmak ise, buna yönelik maddelerin Koruma Kanunu içinde yeralması daha uygun, anlamlı ve pratik olurdu.

 

2- Planlama Açısından:

 

2. maddeyle, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı sınırları içinde kalan tüm taşınmazların, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce mevzuata uygun olarak yapılmış ve onaylanmış herhangi bir ölçek ve türdeki imar planı kapsamında kalsalar dahi bu Kanuna göre yapılacak plan hükümlerine tabi olacakları belirtilmektedir. Bu durumda, alanın bütününe yönelik imar planından bağımsız, onun hükümlerine aykırı bir gelişim şeması öngören bir kentsel dönüşüm ve gelişim planı yaratmak mümkün olabilecektir. Bu da, planın delinmesi, planın genel amaç ve hedeflerine aykırı kararların meşrulaştırılması anlamına gelmektedir. Böylesi bir yaklaşım, planlama ilkeleri açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durumun önüne geçmek üzere, maddede, mutlaka ve mutlaka, kentsel dönüşüm ve gelişim plan ve projeleri, üst ölçekli planlara aykırı olamazlar” ilkesinin getirilmesi gerekmektedir.

 

3-  Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Açısından:

 

Tasarı, kentsel dönüşüm uygulamalarını düzenleme açısından önemli açmazlar otaya koymaktadır. Öncelikle, 2. madde ile kentsel dönüşüm ve gelişim alanı, en az 10.000 metrekare kriteri ile sınırlandırılmıştır. Bu noktada iki temel sorun bulunmaktadır: İlk olarak, Tasarı’nın çıkış noktası olan 5272sayılı Belediye Kanunu’nun 73. maddesinde[1], bu kriter, 50 bin metrekare olarak belirlenmiştir. Öyleyse bu noktada Belediye Kanunu ile Tasarı arasında ciddi bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Yine aynı madde çerçevesinden değerlendirildiğinde, Tasarı’da Büyükşehir belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri ve il belediyeleri  Tasarı kapsamına alınmışken, Belediye Kanunu’nda nüfusu 50.000'in üzerindeki belediyelerin de buna dahil olduğu görülmektedir. Bu noktada da Tasarı ile  Kanun arasında uyuşmazlıklar bulunmaktadır. İkinci olarak, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarının yalnızca metrekare ve nüfus ölçütleriyle belirlenmesi, uygulama açısından büyük sakıncalara yol açabilecektir. Bu ölçütlerin altında ya da üstünde olup, kentsel dönüşüm ve gelişim uygulaması açısından son derece önem teşkil eden alanlar, bu Tasarı’ya göre uygulama kapsamına alınamayacaktır. Oysa ki Batılı ülkelerin uygulama örneklerinde, bu alanların, sosyo-ekonomik kriterlerin de dikkate alınmasıyla ve alan özelinde belirlendiği bilinmektedir. Üstelik de bu alanlar, yalnızca  belediye meclislerinde alınacak kararlarla saptanabilecek alanlar değildir; bu alanları saptamak için, çok ciddi bilimsel verilere, ölçütlere ve bu kararı verebilecek uzmanlara ihtiyaç vardır. Bu noktada önemli bir başka konu da, bu alanların alansal büyüklüğe (ve Belediye Kanununa göre ek olarak  nüfus büyüklüğüne) bağlı olarak saptanması zorunluluğu, bu alanların konut alanları olduğunu düşündürmektedir. Oysa ki işlevini yitirmiş sanayi alanları, dok alanları, kamu yapıları,vb. alanlar da uluslararası uygulamalara konu olmuş dönüşüm ve gelişim alanları arasındadır. Bu alanlar, Tasarı kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan alanlardır. 

 

Bir başka ciddi sıkıntı da Tasarı’nın İstisnalarının tanımlandığı 6. maddesinden kaynaklanmaktadır. Bu kanun kapsamında kalan bölgelerde, özel ve genel kanunların bu kanuna aykırı hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmektedir. Bu durum, uygulamada, kıyı alanları vb. özel nitelikli alanlar ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ilke kararlarını da hiçe sayabilecek bir boşluk yaratacaktır ve kabul edilmesi mümkün değildir.

 

4- Yetki Açısından: 

 

Tasarı, yetki açısından parçalanmışlık yaratmaktadır. Tasarı açısından en ciddi sıkıntı, bağımsız, yeni Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarını gündeme getirmesidir. Üstelik de bu kurulların onayladığı projeler, başka bir onaya gerek kalmaksızın uygulanabilecektir. Bu durum, mevcut kurullar açısından yetki parçalanmışlığı doğurmaktadır. 

 

Yetki açısından bir başka önemli sorun, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarının Bakanlıkça onaylanması sorunudur. Tasarıya göre , örneğin 1 hektarlık alanlar için Bakanlar kurulu onayı aranması, hem pratik açısından yürümesi güç bir süreci tariflemektedir; diğer yandan, yerelleşme adına da soru işaretleri doğurmaktadır. 

 

Üçüncü sorun, daha önce de belirtildiği üzere, kentsel dönüşüm alanının saptanmasında yetkinin, idarenin takdirinde olmasından kaynaklanmaktadır. Oysa ki dönüşüm alanını saptayacak ölçüt, planın öngördüğü kararlardan gelmektedir.  Bu durumda metrekare ölçüsü yapay bir sonuç vermektedir. Bu düzenlemeyle, planlamanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi kalkmakta, yerine idarenin takdir yetkisi getirilmektedir.

 

Son olarak, madde 4’te “taşınmaz mülkiyetinin kamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde satın alma, kat karşılığı ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddeleri içeriğinde intifa hakkı veya üst hakkı kurulması yolu ile de uygulama yapabilir” denmektedir. Maddenin amacına ulaşabilmesi için, satın alınan ya da kat karşılığı anlaşılan mülklerin yalnızca kamu yararı amacıyla kullanılabileceği, satın alındıktan sonra özel kişi lehine tekrar satılamayacağı belirtilmelidir.

 

5- Mülkiyet Hakları Açısından:

 

Tasarının dördüncü maddesi, mülkiyet hakları üzerindeki kısıtlamaları konu almaktadır. Ancak madde geneline bakıldığında, amacını aşan ve bu nedenle uygulamada yasal açmazlara neden olan, mülkiyet hakları açısından mağduriyet yaratan bir içerik göze çarpmaktadır.  Kentsel dönüşüm ve gelişim alanında geçici olarak:

 

  1. Yeni yapılanmaya (yeni inşaat ruhsatı) izin vermemek 

  2. Yeni yapı kullanım izni (iskan ruhsatı)vermemek

  3. Esaslı onarıma izin vermemek  

 

maddenin amacı açısından olması gerekenlerdir. 

 

6- Kanun Yapma Tekniği Açısından:

 

Tasarının yedinci maddesi, amacı açısından Tasarıya ters olmamakla birlikte, maddenin başına “bu kanun kapsamında kalan” ifadesinin eklenmesi, Tasarıyla bütünlük sağlayacaktır. Tasarıdaki haliyle bu madde, Koruma Kanunu gibi daha geniş kapsamlı bir kanun içinde daha anlamlı bir şekilde yer bulacaktır. 

 

Sonuç olarak, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı’nın bu içerik çerçevesinde oldukça yetersiz ve dar kapsamlı olduğunu söylemek mümkündür. Tasarı, bir yandan planlamanın bütüncüllüğünü parçalarken, diğer yandan yetkiler anlamında da parçalanma yaratmakta, alandaki hak sahipleri açısından yasal olmayan kısıtlar öngörmekte, uygulamaya yönelik araç ve örgütlenmeler anlamında ise herhangi bir düzenleme getirmemektedir. Oysa ki bu anlamda bir yasal düzenlemeden beklenen, düzenlemenin örgütlenme, finans ve mülkiyet konularına çözüm getirmesi, yetki paylaşımını net olarak ortaya koyması ve bunları yaparken, yeni yasal çatışmalara sebebiyet vermemesidir. 

 

Bu anlamda bir yasal düzenleme yapılmadığı sürece, kentsel dönüşüm ve gelişim alanlarında uygulamaya yönelik sonuç almak oldukça zor olacaktır. 

 

1.8.b. “Kentsel Dönüşüm Kanun Tasarısı Taslağı” Hakkında TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi’nin Görüşü, Mart 2004

 

1- Gerekçe Açısından: 

 

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan Kentsel Dönüşüm Kanunu Tasarısı genel gerekçeleri arasında “Kanun ile tüm yerleşim alanlarının bilim, teknik ve sanat kurallarına uygun  sürdürülebilir gelişme ilkesi doğrultusunda sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulmasının amaçlandığı” açıklamasına yer verilmektedir. Odamız, Ülkemizin dönüşüm yada yenilenme anlamında adımlar atması gerektiğine inanmakta bu konunun bir politika olarak gündemde ve ön planda tutulmasını zorunlu görmektedir. Ancak bu amaçla ayrı bir yasa yapmaya gerek bulunmadığı, dönüşüm faaliyetinin  öncelikle bir siyasa (policy) olarak yürütülmesi gerektiği görüşündedir. 

 

Ülkemizde bir “Kentsel Dönüşüm Yasası” nın gerekliliği başlı başına tartışılması gereken bir konudur. Uluslararası deneyimler dikkate alınırsa, bir çok ülkede yenileme ve yeniden üretim yasalarının genellikle yerel yönetimler ve planlama yasaları ile bir bütün olarak hazırlandığı ve bunların belirli aralıklarla güncellendiği görülmektedir. Ülkemizde yasaların kentsel dönüşümü ve yenilemeyi sağlama açısından boşlukları bulunduğu ortadadır. Bununla birlikte, doğru kullanıldığında mevcut yasalarla yapılabilecek çok şey bulunduğunu da hatırlamak gerekir. Ayrıca, kentsel dönüşüm planlarını, imar planlarından ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu nedenle, ülkemiz koşullarında (planlama konusunda yasal ve yönetsel açıdan mevcut çok başlılığın getirdiği sorunları da dikkate alarak) koruma, yenileme, dönüşüm olgularını bir bütün olarak ele alan, geniş kapsamlı bir “Planlama Yasası” nın oluşturulmasının, dar kapsamlı bir “sından çok daha anlamlı olacağını belirtmek gerekir.

 

Tüm bunlardan hareketle, Kentsel Dönüşüm Kanun Tasarısı’nın gerekçeleri arasında yer alan açıklamalar, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan “İmar ve Şehirleşme Kanun Tasarısının” amaçları arasında sayılabilecek içeriğe sahip olduğu görülebilecektir. Diğer taraftan, kentsel alanlardaki dönüşüm ile ilgili bir düzenlemenin, kentin planlama ve yapılanma süreci dışında düşünülemeyeceğini Tasarı genel gerekçesi ve amaç maddeleri ile kendisi de ortaya koymaktadır. Odamız kentsel dönüşüm ya da kentsel yenilenme ile ilgili yasal düzenlemelerin, bugünkü adıyla “İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarısı” kapsamında ele alınmasını gerekli görmektedir. Bu hususta açıklamalara İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarısı hakkındaki Odamız görüşünde de yer verilmiştir.

 

2- Esas Açısından: 

 

Taslağın genel gerekçeleri belirtilirken, “...vatandaşın mağduriyetinin önlenmesi göz önünde bulundurulmuş imar affı kavramının yer etmemesi için arsa üzerinden hak verilmesi yoluna gidilmeyip konut verilmesi öngörülmüştür.” denilmektedir. Buna karşılık taslağın içeriği incelendiğinde, bir çok maddesi ile gerçek bir “imar affı” niteliği taşıyan bir taslak profili karşımıza çıkmaktadır.

 

Böylesi bir taslak ile, üzeri örtülü olarak da olsa, kentsel dönüşüme konu olacak alanların nasıl ve kimin tarafından, hangi ölçütlerle belirleneceği konusu da belirsiz bırakılmıştır. Bu belirsizlik, toplumda son yıllarda yoğunlaşan içeriksiz, kaynak israfına yol açan, sosyal boyutları yadsıyan ve gecekonduları çok katlı apartman dairelerine çevirmeyi başarı olarak sunan projelerin, kentsel dönüşüm olarak meşruiyet kazanmasına yol açacaktır.

 

3- Kapsam Açısından: 

 

Kapsam açısından incelendiğinde, taslağın özel mülkiyetteki arsa ve arazileri içine almadığı görülmektedir. Oysa ki, bir dönüşüm planının, özel mülkiyete ait arsa ve arazileri göz ardı edilerek geliştirilmesi mümkün değildir. Bunun yanında, taslağın kapsamı, “...kentsel dönüşüm planına aykırı yapıların iyileştirme, tasfiye ve yenilenmesini, kentin mevcut ve gelecekteki yapı ve arsa ihtiyacının karşılanması için yapılacak iş ve işlemler” ile sınırlandırılmaktadır. Bu yaklaşım, kentsel dönüşüm planlarının diğer planlama uygulamalarından farkını ortaya koyamamakta, dönüşümün gerçek kapsamını oluşturan sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel dönüşümleri göz ardı etmekte ve klasik “imarcılık” yaklaşımını anımsatmaktadır. 

 

Taslak çerçevesinde önerilen “Kentsel Dönüşüm Planı”, 1/1000 ölçekli klasik imar planı yada 1/1000 ölçekli İmar Islah Planı Anlayışından farklı bir içerik sergilememektedir. Taslağın ana ilkesine göre, Kentsel Dönüşüm Planı ile amaçlanan, yapılaşmış alanlarda yapı yoğunluğunu arttırarak, piyasa mekanizması içinde konut üretimi sağlamak, bu üretimin bir kısmını bu bölgelerde oturanlarla paylaşmak, diğer bölümünü de finans kaynağı olarak kullanmak olarak görünmektedir. Zaten sorunlu olan bu bölgelere yeni yoğunluklar eklemek ise kentsel dönüşümün oluşturması gerekli toplumsal ve mekansal stratejileri ile çelişmektedir. Diğer taraftan dönüşüm uygulamaları dünyanın her yerinde, ağırlıklı olarak toplumsal sorunlara eğilen bir içerik taşır. Bunlar özellikle yerel mikro-kalkınma uygulamaları niteliğindedir. Görüş istenen Tasarının ise toplumsal boyutu bulunmamaktadır.

 

4- İçerik Açısından: 

 

A-  Genel yaklaşım olarak :

 

1. Tasarının en önemli sorunu, maddeler arasında, anlam ve içerik açısından bir bütünlük kurulmaması, süreklilik sağlanamaması, bir kavram kargaşası içinde dönüşüm sürecinin tam olarak nasıl gerçekleşeceğinin anlaşılamamasıdır. Tasfiye, iyileştirme ve dönüşüm alanlarının ve planlarının tekil yapı temelinde kurgulanması, bu sonucu yaratan en önemli nedenler arasındadır. Kentsel alanda sağlıklılaştırma ve dönüşümü hedefleyen bir yasal düzenlemenin, yalnızca kapsamında kalan yapıların oluşturduğu alanlarla değil, plan hiyerarşisine uygun bir tespit ve planlama yaklaşımıyla ele alınması zorunludur. Alt ölçek planlarda yapılan parçacı iyileştirme ve dönüşüm planlarının  üst ölçek planlara işlenmesini zorunlu kılan bir yaklaşımla düzenlenen Tasarının, amaçladığı  dönüşümü sağlaması beklenemez.

 

2. Gerek tasfiye, gerek iyileştirme, gerekse dönüşüm alanlarının belirlenmesine dair işlemlerin tümüyle üst ölçek plan kararları kapsamında ve bir kentsel bölgeleme mantığı ile ele alınması gerekmektedir. Bu yöntemin tercih edilmesi halinde, bir envantere dayalı olan ve tespit, planlama, yönetim, finans ayakları kurulmuş, uygulama araçları  belirlenmiş dönüşüm ya da yenilenme  projelerini  ortaya koymak mümkün olabilecektir. Ancak özetlenen bu bakış açısıyla hazırlanmış bir metin, dönüşümün toplumsal boyutunu da kapsayabilecektir. 

 

3. Tasarının genel gerekçeleri arasında “Mevcut yapılaşma içinde mevzuata aykırı yapılmış pek çok yapının envanterinin çıkartılması değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine ilişkin hükümler getirilmiş olup, bu çerçevede vatandaşın mağduriyetinin önlenmesi göz önünde bulundurulmuş imar affı kavramının yer etmemesi için arsa üzerinden hak verilmesi yoluna gidilmeyip konut verilmesi öngörülmüştür” açıklamasına yer verilmektedir. Tasarı incelendiğinde sözü edilen envanterin elde edilmesine dair hiçbir bulguya rastlanamadığı gibi, bu açıklama ile tasarının imar affı içeriğinin baskınlığı da kabul edilmektedir. Tasarının özellikle cezalı ruhsat düzenleme ve belge verilmesi hükümleri kapsamında temelinin, imar affına dayandığı izlenimini daha da güçlendirmektedir.

 

4. Kentlerimizin oldukça büyük bir bölümü, yenilenmesi, sağlıklaştırılması gereken alanlardan oluşmaktadır. Giderek kentlerimizin iç kesimlerinde yada önemli gelişme alanları üzerinde kalan bu alanların, dönüşümünün çok dikkatle, özenle, aceleye getirilmeden, her yörenin kendi özelliklerine uygun bir biçimde, o bölgede mülk sahibi olanların, kiracıların, o bölgede yatırım yapma potansiyeli olan girişimcilerin, yerel yönetimlerin vb. katılımı ile, ayrıntılı olarak projelendirilmesi, iş programlamasının ve finansman akışının programlı bir biçimde sağlanması ile gerçekleştirilmesi gereklidir. Çünkü bu alanlar çok değerlidir. Bu dönüşüm belki de kentlerimizin son şansıdır. Çünkü, bugüne dek “ruhsatlı” olarak da olsa yapılaşan kentsel alanlarımız, ne fiziki olarak çok nitelikli ve güvenli, ne de o kentin kimliğine uygun süreç ve niteliklerde yapılaşamamıştır. Ortaya çıkan doku, “monoton, ruhsuz, kimliksiz, altyapısız, teknik olarak güvenilir olmayan” nitelikte olmuştur. Bu nedenle, giderek kent içinde kalmış, ancak ruhsatsız veya gecekondu biçiminde yapılaşmış olan bu alanların kentle bütünleşmesinde, daha özenli olmak zorunludur. Bu nedenle de yasa tasarısının, Türkiye’de tüm kentlerde ve aynı zamanda ve tüm dönüşüm alanlarının aynı anda planlanmasını, aynı anda uygulamaya geçilmesini ve üstelik buna ilişkin zaman sınırlamalarını yasa maddesi de yaparak, öngörmesi, hem gerçekçi değildir, hem de böylesi acele ve özensiz yapılmış işlerden ne tür sonuçların alındığı, daha önceki deneyimlerimizden görülmüştür. 

 

5. Tasarıda sadece kaçak konutlar için değil, özellikle sanayi kuruluşlarının da yasal bir statü kazanmasına yol açabilecek hükümler bulunmaktadır. Bu hükümler ile, daha önce kaçak olarak yapılmış ve faaliyete geçmiş sanayi tesislerinin, bulundukları yerde ve çevre zararlı öğeleri göz ardı edilecek biçimde yasallaşmaları olanaklı olacaktır. Bu tür tesislerin ÇED raporu yerine, ÇED ön araştırma raporu hazırlatarak dönüşüme tabi olmaları, çevrenin zararlı öğelerden arınması anlamında koruma-sürdürülebilirlik-eşitlik-hakçalık ilkelerine de zarar verecektir.

 

6. Mevcut durumda planlamayı dışsallıkların yönetimine indirgeyen süreçleri değiştirecek, içsel süreçlere müdahaleyi olanaklı kılabilecek, mülkiyeti sadece mülk sahibi yada işgalcinin değerlendireceği tam mülkiyet olmaktan, bağıl bir niteliğe kavuşturacak, toprağın değer kazanışının kentin topluca ürettiği birikimli bir değer olduğu savıyla bu rantın kamuya döndürülebileceği bir yaklaşım yeterince vurgulu seslendirilmemiş, bu yaklaşımın uygulama araçları ortaya koyulmamıştır.

 

7. Bu haliyle bir imar affı niteliği taşıyan söz konusu tasarı, yaklaşık 50 yıldır gerçekleştirilemeyen nitelikli kentsel dönüşüme atıfta bulunulmasına karşın, bunu başarabilecek uygulama araçları konusunda yeni bir açılım ortaya koyamamış, yetersiz olduğu sürekli vurgulanan eski uygulama araçları ile yepyeni bir dönüşümü gerçekleştirme anlamında önemli bir çelişki oluşturmuştur. Tanımlarda yer alan “uygulama programı” önemli ve gerekli bir yaklaşımdır. Bu programda; amaç ve hedeflerin, amacı gerçekleştirmeye yönelik yukarıda vurgulanan ilkelere göre biçimlenmiş uygulama araçlarının, politikaların, maliyet tablosunun, programın süresinin açıkça ortaya koyulması gerekmektedir. Ayrıca, alana ilişkin envanter ve fizibilite çalışmalarının tamamlanıp, programda veri olarak dikkate alınması da bu programın temel esasları içerisinde yer almalıdır.

 

8. Bu nedenlerle, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından hazırlanan Kentsel Dönüşüm Kanunu Tasarısı genel gerekçesinde yer alan açıklamalara ve amaç maddesindeki hükümlere rağmen, imar affı niteliğinde bir düzenleme olarak algılanmaktadır. Üstelik bu düzenleme, süresiz bir af niteliğindedir. Tasarı, yapım zamanı ve kullanım amacı ne olursa olsun, gecekondu ve imar mevzuatına aykırı yapıların her zaman kanun kapsamında sayılan iş ve işlemlerin konusu olabileceği izlenimini yaratan, hukuk diline uygun olmayan bir maddeler dizini olarak da görülmektedir. 

 

9. Taslak, kısa vadede belediyelere kaynak sağlamanın yanında, dönüşüm alanlarının uzun vadede  çok karlı bir  alan haline gelmesine de olanak tanımaktadır. İhaleler, yatırımcılar, ihtiyaç fazlası konutların satılması gibi kaynak arayışları görülmektedir. Özellikle ihtiyaç fazlası konutların hangi gerekçe ile üretileceği ve bunun yerine, donatı alanlarına neden ağırlık verilmediği de ayrı bir tartışma konusu yaratmaktadır.

 

10. Öte yandan, halen Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ve İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarıları da gündemdedir. Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı maddelerine bakıldığında ise; kanunların ana ilkelerinin önemli noktalarda çeliştiği görülmektedir. Bunlardan bir tanesi merkezi idare ve yerel  yönetim arasındaki yetki  paylaşımıdır. Yerel ölçekte çözümlenecek konularda Bakanlığın rolü; yol gösterici, kaynak yaratıcı, yeni planlama araçları geliştirici, yeni alternatifler oluşturucu olmalıdır. Kentsel dönüşüm yasa  tasarısında merkezi otoriteye uygulama ve tasarım ölçeğinde bir yetki vermek yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerinden yönetim ilkesiyle ve gündemdeki diğer yasa tasarılarıyla da çelişmektedir

 

B- Maddeler bağlamında :

 

1. Tasarı “Kentsel Dönüşüm Planı”nın 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planı olarak hazırlanacağı hükmünü getirmektedir. Oysa, bazı yapıların korunacağı, bazılarının yıkılacağı ve yeniden inşa edileceği, doku sağlıklaştırmalarının da yapılacağı bu alanlarda, kentsel dönüşüm projelerinin; dönüşüm alanının büyüklüğüne bağlı olarak, değişken/esnek boyutlarının olması yanında, fizik-mekansal, sosyo-ekonomik, kültürel ve psikolojik verilerle beslenip desteklenmiş biçimde, hedeflerinin belli bir  süre içerisinde amacına ulaşabilecek şekilde, “kentsel tasarım projesi” duyarlılığında ve sağlıklı envantere dayanarak üretilmesi gerekliliği de tanımlarda yerini almalıdır. Dönüşüm planlarının amacını, sadece yeni yapıların nerede, nasıl, hangi yükseklikte, hangi imar parselinde yapılacağının belirlenmesine indirgemek, kentin bu bölgesinin;

 

  • ana ulaşım ağı bağlantıları, 

  • teknik sosyal altyapı gereksinimleri, 

  • yüklenebilecek yeni kentsel fonksiyonlar, 

  • oluşacak yeni çevrenin fiziki çevre kalitesi, 

  • oluşturulacak/canlandırılacak kimlik, 

  • engelliler için erişilebilirlik, 

  • hak sahipliği tespiti, 

  • oluşacak rantın paylaşımında kamuya geri dönüşlerin belirlenmesi, 

  • bu bölgelerdeki kiracıların yaşayacağı barınma sorunlarının çözümü vb. 

konularda çok ayrıntılı analizlerin, programların, zaman-mekan-finans etaplamasının yapıldığı planları elde etmeyi olanaksızlaştıracaktır. Daha önce de belirtildiği gibi bu alanların belirlenmesinde izlenecek yöntem, plan hiyerarşisi ve plan bütünlüğü kapsamında kalmalıdır.

 

2. İmar ve Şehirleşme Kanunu yasalaşmadan önce bu tür bir yasanın çıkması yanlış olacaktır. İmar ve Şehirleşme Kanunu geliştirilmiş ve kentsel dönüşümü de içerecek şekilde çıkarıldıktan sonra tüzük, yönetmelik ve diğer mevzuatla uygulama araçları geliştirilebilecektir. Bunlar özetle şöyle sıralanabilir:

 

  1. İmar ve Şehirleşme Kanununa Odamızın yazılı görüşlerinde ve Kızılcahamam toplantısında da ayrıntılı olarak dile getirdiği doğrultuda “Planlama-Uygulama Araçları Bölümü” eklenmelidir.

  2. Yeni ve gerçekçi dönüşüm uygulamaları için öncelikle, imar uygulamalarının da iki boyutlu mülkiyet dağıtımından, imar haklarının dağıtımına dönüştürülmesi gerekmektedir.

  3. Ülkesel ve bölgesel ölçekte “yeni kentlerin kurulması, planlanması, yönetilmesi” gibi yeni yerleşme sistemlerinin oluşturulmasını sağlayacak araçlardan, “sanayi bölgeleri, kobi bölgeleri, iş parkları, teknoparklar, turizm bölgeleri” gibi imalat ve istihdam merkezlerinin oluşturulmasından, “milli parklar,  doğal ve tarihi sitler,  ekolojik koruma bölgeleri” gibi doğal ve kültürel mirasın korunup geliştirilmesi ve alansal yönetiminin oluşturulmasını sağlayabilecek  planlama araçları tanımlanmalıdır.

  4. Kentsel ölçekte ise yeni uygulama araçları olarak ;

  • kentsel yenileme; kentsel rehabilitasyon: iyileştirme, güçlendirme,  güzelleştirme, koruma, yeni yerleşmeler-toplu konut alanları 

  • kentsel rekreasyon,

  • kentsel ulaşım,

  • merkezi iş alanı, 

  • alt merkezler ve diğer çalışma alanları, 

  • kentsel hizmet koridorları   

ana planları ve uygulama programlarının,  kentsel stratejik  imar planları ile bütünleşik olarak nasıl hazırlanacağı ve uygulanacağı belirlenmelidir. 

 

  1. Kentsel ölçekte  kentsel stratejik imar planları kapsamında hazırlanan ana planları ve program alanları  ile belirlenen yenileme ve rehabilitasyon (dönüşüm) alanlarında sosyal ve ekonomik sorunların çözüm hedeflerini ve bu hedeflere kimin, nasıl, nerede, ne zaman, neyi yapacağını tanımlayan stratejileri de kapsayacak biçimde genişletilmiş ve karar süreçlerine yapı adası, sokak, mahalle, semt, kent ölçeklerinde etkin halk katılımını da içerecek biçimde tanımlanmış olarak, bir dizi yeni araca gerek bulunmaktadır. Bunlar aşağıdakilerle sınırlı olmamak kaydıyla şöyle sıralanabilir: 

 

  • İmar hakkı transferi,

  • Gayrimenkul vergi artış yoluyla finansman (TIF),

  • Mülkiyet hakları üzerinde kısıtlamalar yoluyla uygulama, 

  • Program alanlarında yapıya zorlama, yapıya teşvik (6785 sayılı yasada var olan halinin geliştirilmiş biçimleriyle; içine vergi mevzuatı ve kredi olanakları da dahil edilerek genişletilmeli, yapıya zorlama ve teşvik araçları kullanıldığı halde plan kararları gerçekleşmiyorsa kamulaştırma hakkının kullanılması ve plan kararlarına göre uygulama yapma, yaptırma ve kiralama veya satma süreçlerinin ve yetkilerinin tanımlanması gereklidir),

  • Doğal Afet Sigortası Kanunu ve İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarısındaki  sigorta havuzunun birleştirilerek kullanım alanlarına kentsel rehabilitasyon program alanlarındaki uygulamalar da katılarak yeni kredi sistemlerinin tanımlanması,

  • DOP uygulamasında değer esaslı ve inşaat hakkı esaslı dağıtım sisteminin geliştirilmesi.

  • Yukarıda belirtilen uygulama araçlarına ilaveten, “Şerefiye-Değerleme” yöntemine ilişkin, bütüncül bir yönetmelik ve içerik oluşturulmaksızın, sağlıklı-hakça kentsel dönüşümlerin gerçekleştirilmesi olanaklı görünmemektedir.

3. Yasa Tasarısının 10. maddesinde, kentsel dönüşüm planının 6 ay içinde hazırlanacağı koşulu getirilmiştir. Bu, çok sınırlı, gerekçesi anlaşılamayan ve gerçekleşmesi olanaksız bir koşuldur. Gerçekleşse bile, ortaya çıkacak fiziki çevre, niteliksiz bir çevre olacaktır. Yine aynı maddede, kentsel dönüşüm planlarının, üst ölçekli planlara aynen işleneceği koşulu yer almaktadır. Üst ölçekli planlarda, kentsel dönüşüm planlarında öngörülen yapılanma benimsenmiyorsa, bir diğer anlatımla, üst ölçekli plan kararları ile, kentsel dönüşüm planları çelişiyorsa, bu çelişkiye rağmen, dönüşüm planı kararlarının veri olarak kabul edilmesi, planlamanın kademeli yapısını baştan reddetmek anlamına gelmektedir. Herhangi bir çelişki varsa, bu çelişkinin nedenleri, mümkünse diğer makro ölçekli veri ve kararlarla yeniden değerlendirilmeli, gerekiyorsa, bir uzlaşma sonucu üst ölçekli plan kararlarında revizyona gidilmeli ve kademeli birliktelik korunmalıdır.

 

Bunların dışında tasarı maddeleri ile yada gereğinde yönetmelik hükümleri ile düzenlenebilecek bazı önemli ayrıntıların da gözden kaçırılmaması gerektiği düşünülmektedir. Bundan sonraki değerlendirme ve öneriler, bu bağlamda ele alınabilecek özellikler taşımaktadır.

 

4. Tasarıda, dönüşüm alanlarına ilişkin sınır tespitinin Sınır Tespit Kurulu’nca yapılacağından söz edilmektedir. Burada, sınırların tespitinde hangi kriterlerin dikkate alınması gerektiği ise yer almamaktadır. Oysa ki uluslararası deneyimler, bu sınırların somut kriterler doğrultusunda tespit edilmesini öngörmektedir. Sınır tespitinde en çok kullanılan kriterler aşağıda yer almaktadır:

 

  • Alanın, yasadışı gelişme oranı yüksek ya da planlı olmakla birlikte sağlıksız gelişmiş bir alan olması

  • Doğal afetler açısından riskli bir bölge olması 

  • Alanın nüfusunun belli bir alt limiti olması

  • Alanda yer alan konut  miktarının belli bir alt limiti olması

  • Alanda yaşayan nüfusun sosyal ve ekonomik yapısının düşük standartlara sahip olması

  • Mülkiyet durumlarının belirlenmesi, belli miktarda özel mülkiyetin bulunması

  • Yapı stoğunun yaş ve durum açısından sağlıksız bir yapı sergilemesi

  • Alanda   toprak rantının çok düşük olduğunun ve yenileme sonucu rantın belli miktarda (min.%50) yükseleceğinin hesaplanmış ve ispat edilmiş olması

gibi kriterler belirlenmeksizin yapılacak sınır tespitleri de öznel ve spekülatif değerlendirme-yorumlara açık olabilecektir.

 

5. Benzer biçimde, dönüşüm alanının sınırları belirlendikten sonra yapılması gereken uygulamalar da taslakta yer almamaktadır. Oysa ki bu sınırların saptanması beraberinde belirli bürokratik işlemleri de gerektirmektedir. Bu amaçla;

 

  • Alanın belli bir süre için (örneğin 10 yıl) yenileme alanı olarak ilan edilmesi

  • Dönüşüm  alanının ilanında yetki ve sorumluluğun netleştirilmesi

  • Alanın dönüşüm alanı olarak ilan edildiğinin askı süresi ve gerekirse basın yolu ile duyurulması sağlanmalıdır.

6. Taslağın dönüşümün sosyal boyutlarını  göz ardı ettiği vurgulanmıştı. Oysa ki dönüşüm uygulaması yapılacak alanda, uygulamanın yerel halkı dikkate almaması, görmezden gelmesi mümkün değildir. Bu nedenle, alanın “kentsel dönüşüm alanı” olarak ilanından sonra, bu alanda bilgilendirme ve danışmanlık masaları kurarak, yerel halka yardımcı olunması, onların yönlendirilmesi ve aynı şeklide alana gelecek olan yatırımcının da bilgilendirilmesi ve onlara da danışmanlık hizmeti verilmesi gerekmektedir.

 

Bilgilendirme için:

 

  • Dönüşüm  alanında resmi bir bilgilendirme masası kurulması

  • Bilgilendirme masasının, ilgili belediye bünyesinde kurulacak olan bir emlak değeri tespit komisyonu ile bu göreve talip yerel emlak büroları arasından Bakanlıkça seçilecek bir temsilci ya da temsilcilerden oluşması

  • Bilgilendirme masasının, burada yaşayan mülk sahibi, arsa sahibi ve kiracıları, alanda yapılacak işler, mevcut ve yenileme sonrası emlak değerleri, elde edilecek kazançlar gibi konularda bilgi verip, halkı ikna etmesi

 

Danışmanlık için:

 

  • Dönüşüm alanında yerel halkın soru ve sorunlarına  yanıt vermek üzere bir danışmanlık ekibi kurulması

  • Danışmanlık ekibinin ilgili meslek odaları temsilcileri ve üniversitelerden uzmanlar ortaklığı ile kurulması 

  • Danışmanlık ekibinin, yörede yaşayan halk ile yerel ve dışarıdan gelen yatırımcıları alandaki planlama, imar işlemleri, mimarlık ve mühendislik uygulamaları, arsa ve yatırım alternatifleri sunma gibi konularda yönlendirmesi  gereklidir.

 

7. Dönüşüme konu bölgelerdeki yasa dışı yapılara ilişkin başvuru koşullarının belirlenmesinde de uygulama açısından çeşitli sakıncalar bulunmaktadır. Bunların en başında da mülkiyetin çok parçalı olduğu alanlar gelmektedir. Bu alanlarda başvuru yapılmamasının yaptırımları belli değildir.  Başvuru yapmayanlara uygulanacaklar belli olmadığı gibi, başvurusu yapılmayan yapıların plandaki geleceği konusunda da bir bilgi bulunmamaktadır. Başvuru sırasında, yapının yasal ya da yasadışı olması dikkate alınmaksızın  her başvurandan 50 milyon para alınması, hem yaptırımı olmadığından başvuru oranını düşürecektir; hem de kente karşı suçlu olan ve olmayana aynı tutumu izlemek anlamına gelecektir. Bu yaklaşımla; yasa dışı yapılar yasallaştırılırken, dönüşüm belgelerinden ve yasaya aykırı yapılardan gelir sağlanması amaçlanmakta, kente karşı izlenen suçların affedilip, yasa dışı yapı yapmayan vatandaşların tamamen mağdur olması sağlanmaktadır. Bu durum toplumsal adalet ve eşitlik ilkesine de zarar vermektedir. 

 

Sonuç olarak 

 

Taslağın, genel çerçevesi ile “Kentsel Dönüşüm“ü sağlamaktan çok, yasa dışı gelişen alanların yasallaştırılması ve bu yasallaştırma işleminden kaynak sağlanması ilkesini benimsediği anlaşılmaktadır. Ancak bu yaklaşımın, bugüne dek kentlerde süregelen sorunları çözmede bir açılım getirmediği, aksine sorunların katlanarak artmasına neden olduğu da deneyimlerle sabittir. 

 

Odamız, Ülkemizin kentsel dönüşüm/yenilenme anlamında çok önemli ve acil adımlar atması gerektiğine inanmakta, imar mevzuatının; yeni konut alanları açma bağlamına indirgenerek, kentlerin yerleşik alanlarında yoğunlaşan ve giderek çözümü güçleşen sorunlarının ötelendiği bir yeni yapı yapma sürecinde algılanmasını son derece sakıncalı bulmaktadır. 

 

Bu nedenlerle, dönüşüm olgusunun tüm yönleriyle bir siyasa olarak gündemde ve ön planda tutulması zorunludur ve kentlerimizi bekleyen sorunların çözümü için en temel gerekliliktir. Ancak Odamız, bu amaçla ayrı bir yasa yapmaya gerek bulunmadığı, dönüşümün öncelikle siyasasının belirlenmesi ve böyle bir ilkesel bütünlük bağlamında yürütülmesi gerektiği görüşündedir. Kentsel alanlardaki dönüşüm ile ilgili bir düzenleme, kentin planlama ve yapılanma süreci dışında düşünülmemelidir. Bu konudaki yasal düzenlemeler bugünkü adıyla “İmar ve Şehirleşme Kanunu Tasarısı” kapsamında daha doğru bir deyişle “şehircilik mevzuatı” kapsamında ele alınmalıdır. Aksi halde imar affını çağrıştıran hükümleri de dikkate alındığında salt dönüşüm, şehircilikle ilgili bir mevzuatı geride hatta gündem dışında bırakabilecektir.

 

Tüm bu değerlendirmeler doğrultusunda; yukarıda vurgulanan görüş ve ilkeler uyarınca söz konusu yasa tasarısının bu haliyle uygulamaya sokulmaksızın yeniden değerlendirilmesi ve “İmar ve Şehircilik Yasası” içerisinde olgunlaştırılması halinde, kentlerimizde yoğunlaşan dönüşüm-yenileme sorunlarına çözüm ve açılım getirebileceği düşünülmektedir. Tüm bunlar yapılmaksızın yasa tasarısının bu haliyle yasalaşması halinde, kentlerimizin dönüşüm sorunlarının çözümlenmesi olanaklı olmadığı gibi, yıllar sonra tekrar tartışmak durumunda kalabileceğimiz  yeni ve süresiz bir imar affının mevzuatımıza gireceği bilinmelidir.

 



[1] Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı

Madde 73.- Büyükşehir belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri ve il belediyeleri ile nüfusu 50.000'in üzerindeki belediyeler; kentin gelişimine uygun olarak eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek; konut alanları, sanayi ve ticaret alanları, teknoloji parkları ve sosyal donatılar oluşturmak, deprem riskine karşı tedbirler almak veya kentin tarihî ve kültürel dokusunu korumak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile ilân edilir. 

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden yapılacak münferit yapılarda ilgili resim ve harçların dörtte biri alınır.

Bir yerin kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilân edilebilmesi için; o yerin belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması ve en az ellibin metrekare olması şarttır. 

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırmasında anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve karara bağlanır.