|
1.12.Mesleki Yeterliklerin Düzenlenmesi Ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Hakkında Görüşler
Şube Adına Hazırlayan: Dr. Fuat GÜNDÜZ
Madde 1-)’de kanunun amacı;
ortaya koymak; olarak açıklanmıştır.
Burada, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin mesleki yeterliklerini tanımaya yönelik bir cümlecik ile yasa küresel bir anlayıştan uzaklaştırılarak ülkelerarası lokal kültürlere yönelik bir anlayış öngörülmektedir. Bugün için yüksek bir kültüre sahip olduğu varsayılan Avrupa Birliği’nin yarın için küresel kültürün neresinde olacağını söylemek ise mümkün değildir.
Yasa taslağından özel isim ve coğrafya bölge isimlerinin çıkarılması, daha genelleştirilmiş ifadelerin kullanılması gereklidir. Verilen özel isimler; belirli zaman periyodları içinde yerini alternatif isimlere, başka öznelere bırakabileceğinden bunların yasa içerisinde yazılması; yasanın genele değil özele hitab etmesi olarak yorumlanabileceğinden amacını iyi ifade edemediği düşünülmektedir.
Madde 2-)’de yasanın kapsamı açıklanırken; “Avrupa Birliği” sözcüğünün yasa içerisinde özel isim olarak yer alması uygun bulunmamaktadır. Bunun yerine özel isim olmayan genel ifadelerin kullanılması daha uygundur. Avrupa Birliği ile ilgili düzenlemeler, devlet protokolleri ya da yönetmelikle düzenlenmiş olsa daha uygun bir ifade olarak kabul edilebilirdi. Türkiye’nin başka bir zaman diliminde ABD ya da muhtemel Büyük Ortadoğu Projesi, vs. ülkeler ile de bir uyum sürecine girmesi durumunda yeni bir yasa, yeni bir düzenleme mi gerekli olacaktır. Bürokrasiden şikayet eden bir ülke olarak; bu kadar çok yasa ve düzenleme faaliyeti içinde olunursa bürokrasinin yoğunluğundan şikayet etme hakkı da kanımızca olmamalıdır.
İyi ölçülüp tartılmadan, aceleye getirilerek henüz Avrupa Birliği’ne tam üye olunmamışken böyle bir yasanın çıkarılması; oluşabilecek hatalara da razı olarak, bunun düzeltilmesi çabaları ile de daha fazla bir süre zaman harcamaya, gereksiz bürokrasi yoğunluğu yaratmaya, gereksiz yere bedel ödemeye ve bunların sonucunda insanların yasalara olan güvenine ve yasaların otoritesinin azalmasına da neden olmaya zemin hazırlamaktır.
Madde 3-a) 2. Bendde “Mesleki yeterlik:” hükmü içinde yer alan “... ve/veya mesleki tecrübe esas alınmak suretiyle ...” kısmı metinden çıkarılmalıdır.
Bilimselliği esas almayan, mekteplilere karşı hep alternatif olarak gösterilen “alaylılık” anlayışını özendirdiğinden bu sözcük grubu burada uygun bulunmamaktadır. Ayrıca yasa içerisinde “meslek” sözcüğünün kullanılması bilimsel bir eğitim gerektiren bir faaliyet için onore edici bir ifade şekli değildir. Meslek kavramı; kişileri, kamuya hizmet eden bir faaliyet grubundan daha çok tüccar zihniyetini temsil etmektedir. Bu tür terimlerin böyle bir yasanın içinde yer alması hoş olmayacaktır. Kişiler; parayı temel almayan faaliyetlerde de bulunabilirler. Her iki anlayışı ortak temsil edecek bir terimin kullanılması ya da yaratılması daha uygun olacaktır.
Madde 3-a) 3. Bendde “Resmi yeterlik belgesi:” hükmü içinde yer alan “... veya resmi bir makam tarafından verilen ...” kısmı metinden çıkarılmalıdır.
Her resmi makam ya da kurumun yeterlik belgesi vermeye kalkması halinde bu durumun milli eğitime uygun olmamasının yanında, suistimallere de zemin hazırlaması söz konusudur. Aynı faaliyet için; aynı kalitede, aynı standartta, aynı temeli esas alan bir eğitimi; esas görevi eğitim olmayan makam ya da kurumlar tarafından verilmeye olanak sağlanması, Atatürk’ün “Milli Eğitim” anlayışına uygun olmayacağı gibi millileştirilmemiş, birbirinden kopuk, dağınık, birbirini anlamayan faaliyet grupları yaratacağı için doğru bir ifade şekli de olmayacaktır. Temelde aynı konu için farklı yorum yapan, farklı sonuçlar çıkaran, birbirini farklı dünyalardan gelmiş yaratıklar gibi gören kişiler yaratmamak için belgelerin her hangi bir resmi makam eliyle verilebiliyor olması yukarıda sayılan olumsuz sonuçları meydana getirecektir.
Madde 3-c) Avrupa Birliği dışında elde edilen bir diploma için bunu kabul eden bir Avrupa Birliği ülkesi için “üç yıl”lık çalışmanın yeterli sayılması için oluşturulmuş bir bilimsel kriterin var olup olmadığı anlaşılamamıştır. Bu ifade ile, Avrupa Birliği ülkeleri dışında belirli konularda daha ileri gitmiş ülkelerin varlığı adeta yok kabul ediliyor.
Madde 4-a) Üye devlette tanınan mesleki yeterlilik sahipleri Türkiye’de Türk vatandaşları ile aynı hak ve yükümlülüklere sahip olurken, bunun aksinin de mümkün olup olmayacağı hususunda yasa tasarısı Türkiye’ye teminat vermiyor.
Madde 4-b) Başvuru sahibinin sadece kendi ülkesinde yeterlik aldığı ve içerdiği faaliyetlerin ülkemizdeki ile benzer olduğu mesleği ülkemizde icra edebilir. Bu benzerliğe kimin, nasıl karar vereceği burada açıklanmamıştır.
Madde 5-) Hizmet sunumunun kalitesi; ülkeden ülkeye göre değişeceğinden belirtilmiş olan hizmet sunumu sürelerinin de esnek olması, hatta ülkelere göre liste halinde farklı farklı belirlenmesi daha yararlı olurdu. Bu durum, kaliteye değer veren bir ülke olarak Türkiye’nin uluslararası prestijini de artırmış olurdu.
Madde 5-b) 2. Bendde belirtilen; yabancı hizmet sunucunun kendi ülkesinde mesleği ile ilgili mevzuat düzenlenmemiş ise mesleğini kendi ülkesinde 2 yıl icra etmiş olmasının Türkiye’de yeterli sayılması olumlu bir yaklaşım değildir. Türkiye’ye her konuda hukuki adımları atmasını fazlası ile isteyen Avrupa Birliği ülkelerine karşı Türkiye’nin niçin kolaylık göstereceği anlaşılmaz bir tutumdur.
Madde 11-b) “Düzey 1” in tanımında yer alan; “... önceden eğitim verilmeden yapılan özel bir sınav veya tam gün esasına dayalı kesintisiz üç yıl süreyle ya da daha önceki on yıl içinde toplam üç yıl süreyle mesleğin icra edilmesine karşılık gelir” kısmı metinden çıkarılmalıdır. Herhangi bir eğitim verilmeksizin “alaylı”lığa dayalı meslek belgesi verilmesi “Bilgi Toplumu” düşüncesi ile bağdaşmamaktadır. Bu kısım bilgiye değil, “alaylı”lığa prim vermek olarak yorumlanabilir.
Madde 11-d) “Düzey 3” ün “önlisans” olarak kabul edilip edilemeyeceği yeterince açık değildir. Düzey 3’ün, eğitim hiyerarşisinin tam olarak neresinde olduğu bile belirsizdir. Lise ile yüksek öğretim arasında bir kurs olarak mı, yoksa “önlisans” eğitimi şeklinde mi değerlendirileceği tamamen kişisel yorumlara açık bırakılmış durumdadır.
Eğer önlisans olarak kabul edilecekse, Düzey 3’ün 2.bendinde belirtilen “... bu amaçla kurulmuş yetkili bir kurum ...” un YÖK mü, Milli Eğitim Bakanlığı mı, yoksa her hangi bir konu ile iştigal eden bir kuruluş mu olduğu tamamen belirsizdir.
Madde 12-) 2.fıkra iptal edilmelidir. Bu fıkra; Avrupa Birliği üyesi bir ülkedeki mesleki mevzuat koşullarının Türkiye’dekinden daha kötü olması halinde bile “kazanılmış hak” adı altında yeterli kabul edilmesini öngörmektedir. Bu, Türkiye’ye prestij kaybettirici, söz konusu Avrupa Birliği ülkesini ise ödüllendirici bir tutumdur.
2.fıkranın varlığı Türkiye’nin bu yasayı çıkarmasını da gereksiz kılmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinin mevzuatında 2.fıkra benzeri bir hüküm var ise Türkiye bu yasayı çıkarmadan da Avrupa Birliği’ne uyum sağlayabilir.
Madde 13-a) 2.bend iptal edilmelidir.
Madde 13-b) 1.fıkra iptal edilmelidir.
Madde 13-b) 2.bend iptal edilmelidir.
Madde 13-b) son fıkra, 1.fıkra ile birlikte aynı şeyi içerdiğinden iptal edilmelidir.
Burada, Türkiye’ye prestij kaybettirici, söz konusu Avrupa Birliği ülkesini ise ödüllendirici bir tutum mevcuttur. Burada mekteplilik değil alaylılık prim yapmaktadır.
Madde 14-) Bu madde tümüyle iptal edilmelidir. Bu madde ile; bilimsel eğitime ve verimliliğe prim verilmemekte; 3.benddeki “... üç yıllık bir uyum sürecini tamamlaması veya bir yetenek sınavından geçmesi ...” hükmü ile alaylılık özendirilmekte; ilgili Avrupa Birliği ülkesi için ödül, Türkiye için ise; kendisine gösterilmeyen hoşgörülere karşı ülkemizdeki standardın düşürülmesine ve yabancılara taviz verilmesine göz yumulmasına neden olunacaktır. Çünkü gereğinden fazla hoşgörülü davranış biçimi; başka ülkelerin ülkemizden beklentilerini artırmalarına, Türkiye’nin gösterdiği hassasiyetin kendi ülkeleri için göstermelerine gerek duymamalarına neden olmaktadır.
Madde 15-) Burada, 14.maddenin iptal edilmesi gerekliliğinden dolayı b bendi de iptal edilmelidir.
Madde 17 ve 18 ) Burada bahsedilen eğitimin ne olduğu anlaşılmıyor. Temel eğitimden akademik hiyerarşinin son noktasına kadar olan bir süreç içinde bir aşama mı, yoksa bir kurs ya da sertifikalı eğitimin mi kastedildiği belirsiz.
Özellikle Madde 20 ve 25 ) ‘deki referans tarihlerin ve ülke isimlerinin ancak düzenlenecek bir yönetmelik ile ya da devletlerarası bir protokol ile kayıt altına alınması daha doğru olacaktır. Zira, yönetmelik çıkarılması kolay, yasa çıkarılması-değiştirilmesi daha zordur. O yüzden yasalarda gereksiz ayrıntılar yer almamalı, gerekiyorsa bunlar yönetmeliklere kaydırılmalıdır. Aksi takdirde, Avrupa Birliği’ne yeni ülkelerin katılması ya da bazı ülkelerin ayrılması durumunda yasa metninin uygulanmasında çeşitli sıkıntılar ile yeniden yasalaşma süreci tekrar tekrar yaşanmak zorunda kalınacaktır.
Madde 25-) e bendi iptal edilmelidir. e bendinde ifade edilen; üye devletlerin tıpta uzmanlık belgesinin verilmesine ilişkin düzenlemeleri iptal etmesine karşılık iptal tarihinden önce alınmış belgelerin kazanılmış hak olarak Türkiye tarafından kabul edilmesi doğru bir yaklaşım olamaz. Avrupa Birliği ülkelerinin kabul etmediğini ülkemiz niçin kabul etsin.
Madde 48-) 4. Bend metinden çıkarılmalıdır. Mimarlık ve planlama disiplinlerinin tamamen ayrıştığı, yetkilerin şekillendiği günümüzde böyle bir hükmün geçerliliği olmamalıdır. Böyle bir hüküm iç hukukumuzda yeniden yetki karmaşası yaratacak ve planlama disiplini açısından huzursuzluk verecektir. Ayrıca, iç hukukumuzda planlama hizmetlerinin şehir plancıları tarafından sunulmasını düzenleyen yasal mevzuat bulunmasına rağmen; planlamadan tamamen farklı bir misyonu olan mimarlığa böyle bir yetkinin kaşla-göz arasında verilmeye çalışılması modern düşünce ve bilimsel etiğe aykırı bir çaba olarak değerlendirilmektedir.
Madde 48-) 11. Bend de metinden çıkarılmalıdır. Bu bendin içeriği de yetki ve kavram karmaşası yaratmaya eğilimli görünmektedir. Planlama disiplini ile pek çok disiplinin yakın bağlantıları olabilir ancak bunun disiplinlerarası ilişkinin yetki kullanımı boyutuna kadar taşınması; bilimlerarası saygının ihlal edilmesine ve yetki tecavüzlerine neden olacağı açıktır.
Madde 51-) Mimarlık ile ilgili kazanılmış hakları düzenleyen bu maddenin ise bütünüyle yasa metninden çıkarılması gereklidir. Bu madde Türkiye için prestij düşürücü, Avrupa Birliği ülkeleri için ise ödüllendirici nitelik taşımaktadır. Ülkemizde yeterinden fazla mimar var iken, Türk mimarlarının standardından daha düşük olan bazı ülkelerin mimarlarının Türk mimarları ile denk tutulması Türkiye adına onore edici bir davranış olarak değerlendirilemez.
Yasa taslağında Mimarlık bölümünü içeren 47., 48., 49., 50. ve 51. maddelerin tümüyle metinden çıkarılması yasanın içeriğinin tutarlılığı açısından önemlidir. Zira, yasa metninde mimarlık dışında hiçbir teknik bilimin açılımına da ayrıca yer verilmemiştir. Açılımına izin verilen disiplinler ise sadece sağlık bilimleri ile ilgili olanlardır.
Bu yasa tasarısı ile; 28 Haziran 1938 tarih ve 3458 sayılı Mimarlık ve Mühendislik Hakkında Kanun’un varlığı ve iç muhteviyatı adeta görmezlikten gelinerek yeni hukuki sorunlara da yelken açılmaktadır.
Madde 63-) ‘de halen yürürlükte bulunan mevzuatta yer alan bu kanun hükümlerine aykırı hükümlerin uygulanmayacağının ifade edilmesine karşılık, söz konusu mevzuata tabi olan yasa, tüzük ve yönetmeliklerin belirtilmemiş olması ise önemli bir eksikliktir.
GENEL DEĞERLENDİRME
Yasa taslağı içerisinde yer alan tanımlar Avrupa Birliği temeli esaslı yapıldığından burada küresel bir bakış açısından söz edilemez. Oysa, yasa taslağı içerisinde özel değil nesnel isimlerin kullanılması gerekirdi.
Yasa taslağı, Avrupa Birliği orijinli bir çalışma görünümünde olup, adeta Avrupa Birliği ülkeleri dışında belirli konularda daha ileri gitmiş ülkelerin varlığını da yok kabul ediyor.
Yasa taslağında tüm ölçütler Avrupa Birliği ülkeleri temel alınarak verilmiş. Burada, Türkiye’nin bilimsel, teknik ve mesleki konularda prestijli alanları yok kabul ediliyor. Yasa taslağı sanki, Avrupa Birliği Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmezse üçüncü dünya ülkesi olacakmışız da, her şeyin en iyisini Avrupa bilir ve Türkiye onunla uyum sağlamalıdır imajını veriyor.
Yazıların, cümlelerin daha toparlanmış olması, özel isim yerine nesnel sözcüklerin yazılması; gerekiyorsa özellik arzeden durumların yönetmeliklerle (“Avrupa Birliği ülkelerine yönelik uygulama yönetmeliği”, “ABD’ye yönelik uygulama yönetmeliği” gibi) detaylandırılması daha yerinde olacaktır.
Yasa taslağında Avrupa Birliği ya da Üye Devlet ifadesi yerine “Türkiye ile eğitim ve kültür anlaşması olan ülkeler” benzeri bir ifadenin kullanılması; hem yasanın kapsamını Türkiye açısından küresel boyuta taşıyarak Avrupa Birliği ülkeleri ile sınırlamamış olur, hem de ülkemizin Avrupa Birliği’ne tam üye olamaması durumunda yasa atıl durumda kalmamış olur.
Yasa taslağında kullanılan terim ve belirtilen süreler; bilimsel bir çalışmanın ürünü olmadığı, yabancı dillerden yapılan tercüme kopyası ya da hiçbir dayanağı olmadan belirlenmiş süreler olduğu yönünde şüphe uyandırmaktadır.
Madde 11’de yeterlilik düzeyleri ile ilgili yasanın anlatımı, düzeylerin tanımı dolaylıca anlatılmış. Konular; tablo şeklinde, basit şekillerle daha kolay anlaşılabilir hale getirilebilirdi. Bu haliyle yabancı bir metinden aynen alıntı ya da birebir çeviri şeklini anımsatıyor.
Yüksek öğretimi, YÖK yasasını da ilgilendiren konular burada tanımlanmış. Bir konunun birden çok yasa kapsamında ele alınması; hukuki çelişkilere, gereksiz bürokrasi ile zaman ve kaynak israfına yol açar. Konu, tüm eğitim programlarını (ortaöğretim + yüksek öğretim) ele alan bir yasa şeklinde düzenlenmiş olsa idi, hem daha az yasa hem de daha net bir tablo ortaya çıkartılabilirdi.
Bu yasa tasarısının; eğitim konularında, eğitim hiyerarşisinde çelişkiler taşıdığından özellikle uluslararası hukuki sorunlara yol açarak, ülkemize zarar verdirmesi söz konusudur.
Detayları verilen mesleklerin; hekimlik, hemşirelik, diş hekimliği, veteriner hekimlik, ebelik, eczacılık ve mimarlık ile sınırlı tutulması konuya dar bir açıdan bakıldığını göstermektedir. Bir taraftan akademik eğitim gerektiren tıp ve mimarlık eğitimleri ele alınırken diğer taraftan eğitim alınmaksızın yürütülebilecek faaliyetlerin de bir arada ele alınmış olması ile dünyayı şekillendiren, yaşama kalitesini yükselten diğer meslek gruplarının (mühendisler, öğretmenler, avukatlık, vb.) ön planda tutulmadan kurs/sertifika programlarıyla belgelendirilmişler ile hatta başka bir deyimle bonservis sahipleri ile aynı kategoride değerlendirilmesi bu yasa taslağının etraflıca düşünülmeksizin yazıldığını düşündürmektedir.
Yasa tasarısı; 3458 sayılı Mimarlık ve Mühendislik Hakkında Kanun’un varlığına rağmen kendi içersinde Mimarlık adı altında bir bölüme yer vermiştir. Yine, adından hiç bahsedilmeyen fakat genel sistemi açıklayan Madde 10 içinde kapsandığı düşünülen mühendislik konuları ile ilgili 3458 sayılı Mimarlık ve Mühendislik Hakkında Kanun ile ilgili olarak da çelişki yaratıldığı düşünülmektedir.
Yasa tasarısı içersinde Madde 23-a) bendinde yer alan “... eğitim alacak kişinin 21’inci maddede belirtilen altı yıllık temel tıp eğitimini, ...” örneğindeki gibi madde içinden diğer maddelere sık sık atıf yapılması biçimsel olarak sonradan hukuki sorunlar ortaya çıkarabilir. Yasa içersinde bir madde, fıkra ya da bendin kaldırılması, değiştirilmesi ile diğer madde, fıkra ve bendlerin de kaldırılmasını ve değişikliğini de beraberinde getirecektir. Bu durum; yasa bütünü içerisinde dengeleri bozabileceği gibi, yasa koyucu açısından da; yasanın epeyce detaylandırılmış olması nedeniyle üzerinde pür dikkat çalışılması gibi bir zorunluluğu da beraberinde getirecektir.
Eğer bu veya başka uyum yasaları ile birlikte Avrupa Birliği’ne teslimiyet hedeflenmiyorsa, her koşulu kabullenmek gereksizdir. Uyum için minimum standartların sağlanması yeterli olacaktır. Yasal düzenlemelerde ülkemizin menfaatlerinin ön planda tutulması zorunlu olup, uluslararası hukukun her koşulunu, her standardını aynen kabullenmek ülkemizi zayıf düşürebileceğinden dikkatli olunmalıdır. İyi düşünülüp tartışılmadan atılan her imzanın zaman zaman ülkemize ne kadar büyük zararlar verdirdiği herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Bilimsel görüşler alınmadan; bilimsel temele dayanması gereken bir süreçte başka ülkelerin normlarını aynen kabul etmenin ne kadar doğru olduğu tartışmalı bir durumdur. Böyle bir normlar dizisine uyum sağlanabilmesi için bir toplumun diğer niteliklerinin de standartı kabul edilen ülkelerin diğer standartlarına da genel olarak uyum sağlamış olması ciddi bir gerekliliktir.
Muhtemel istihdam fazlası eğitimsiz işgücü oluşmaması için; toplumsal ve ekonomik dengelerin bozulmaması amacına yönelik olmak üzere ciddi bir nüfus planlaması ve bununla ilgili sert müeyyideleri olan hukuki düzenleme yapılmalıdır. Bu sağlandığı takdirde; bölgeler arası, ülkeler arası göçler meydana gelmeyecektir. Zaten bu yasa tasarısının özünde; Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında olası istihdam hareketlerinin kontrollü denetimi yer almaktadır.
Türkiye, henüz tam üye olmadığı bir “uluslararası birlik” için kendisini sınırlayıcı, fakat Avrupa Birliği ülkelerine ise verilen bir taviz niteliğinde olan bu yasa tasarısını Avrupa Birliği üyesi oluncaya kadar işleme koymamalıdır, bekletmelidir; yasa tasarısı yasalaşmış olsa bile.
Ayrıca; Türkiye’nin böyle bir yasaya ihtiyacı olup olmadığı da üzerinde tartışılması gereken bir durumdur. |